Nafer Ermiş: “Aklı başında hiç kimse ünlü olmayı istemez”

Görsel 

Twitter fenomenlerinden çevirmen/editör/yazar Nafer Ermiş, Okur Yazar’a konuştu…

Okur Yazar – Nafer Ermiş Söyleşisi

OKURYAZAR: Okur Yazar takipçilerine kendinizden, bizim bilmediğimiz Nafer Ermiş’den bahseder misiniz biraz? Nafer Ermişin hikayesi nasıldır? Neler yaptı bunca zaman? Nasıl bu noktaya gelebilmiştir?

NAFER ERMİŞ: Denizli’de doğdum, Ankara’da, Mülkiye’de okudum. İktisat bölümünde. 1990 yılında Almanya’ya gittim. Orada da Kültür Bilimleri okudum, biraz da felsefe ve Alman Edebiyatı. 11 yıl dayanabildim Almanya’ya. Çünkü çok sıkıcıydı ve çok yabancıydı. 2001 yılında geri döndüm ve İstanbul’a yerleştim. Asıl iş hayatım da ancak ondan sonra başladı. Esas olarak üç iş yapıyorum, bunların ikisinden para kazanıyorum, birinden henüz değil. Temel mesleğim çevirmenlik. Almancadan özellikle edebiyat ve felsefe alanında kitaplar çeviriyorum. Bir başka işim de editörlük. Bu son bir buçuk yıl öncesine kadar İmge Yayınevi’nde tam zamanlı olarak ve 5 yıl boyunca yaptığım bir işti. Bir buçuk yıl önce ayrıldım. Artık ara sıra, yayınevlerine dışarıdan yaptığım bir iş editörlük. Diğer işim de yazarlık işte. Para kazanılamadığı zaman meslek denilemeyen, ama aslında insanın esas işi olan şey. Çünkü ben genelde hep bununla uğraştım. 21 yaşında roman yazmaya başladım. Biraz da çevrenin baskısıyla oldu bu. Herhalde şiirlerden ve öykülerden bıktılar. İnsanlar yaz tatillerinde güneye göç ederken ben Ankara’da bir bodrum katında roman yazmakla uğraşıyordum. Bu böyle 5 yıl sürdü.

OKURYAZAR: Sizi çevirmen, yazar, şair, editör, yayıncı ve Twitter ünlülerindensiniz diye biliyoruz; Sözleriniz bir çok insana ulaşıyor, insanlar kendilerinden bir şeyler buluyorlar ve her gün sizi takip ediyorlar…
Bütün bunları nasıl başarıyorsunuz? Size ne hissettiriyor? Yıllar önce buraları hayal etmiş miydiniz?

NAFER ERMİŞ: Bu bir başarı mıdır bilmiyorum ama, şu an ne yapıyorsam bu, hayatımın bu anına kadar yaptıklarımın bir ürünüdür. Yazıyla bu kadar uğraşınca ister istemez bazı beceriler gelişiyor insanda. Özellikle çevirmenlik benim dilime çok katkı yaptı. İnsan normal olarak yazarken aklına gelen cümleleri yazar. Aslında dil üzerine fazla düşünmez, fazla uğraşmaz. Ama başkasına ait, yabancı bir cümleyi yeniden kurmak, onu güzel ifade etmek zorunda kalınca, işte o zaman dilin olanaklarına kafa yormaya başlıyorsunuz, nasıl en iyi, en anlaşılır şekilde ifade ederim diye uğraşmaya başlıyorsunuz. 10 yıllık çeviri çalışmalarım bu anlamda yazı dilime çok şey kattı diyebilirim. İnsanların yazdıklarımda kendilerine dair bir şey bulması beni çok mutlu eder; onların hayatına minicik bir katkı yaptığımı düşünürüm. Sonuçta ben de kendi yaşadığım olaylardan, hayal ettiğim hikayelerden çıkardığım şeyleri yazıyorum. Hepimiz insanız, bir çok konuda benzer şeyler yaşıyor, benzer şeyler hissediyoruz. Bunu Twitter’da daha iyi görüyorum. Bu noktayı hayal etmiş miydim… 15 yaşında çok daha fazlasını hayal etmiştim ve hala bu hayallerin peşindeyim. Yani henüz bir şey yaptığımı düşünmüyorum.

OKURYAZAR: Bir romanınız “Gökyüzüne Ağır Gelen Kuş (gece yayınları, 1996)” ve bir öykü kitabınız “Öteki Aşk (cadde yayınları, 2004)” olmak üzere iki kitabınız var şu ana kadar; Biraz bu kitaplarınızdan bahseder misiniz? Hak ettiği ilgiyi gördüler mi? Ve aynı zamanda şiirde yazıyorsunuz. Şiirlerinize dair bir çalışma var mı yada şöyle soralım, yeni projeler var mı? Neler üzerine varsa..

NAFER ERMİŞ: Ben 12 yaşımdan beri yoğun olarak yazıyorum. Üniversitede öğrenciyken bir roman yazdım. Daha o zamanlar öyküler, şiirler dergilerde yayınlanıyordu. O roman da 1995’de basıldı. Kendi mütevazı hayatını sürdürüyor, hala sahaflarda falan bulmak mümkün. Beni sevindiren şeylerden biri de bu. 25 yıl önce yazdığım bir romanı okuyup beni arayan bulan ve göz yaşartıcı mailler yazan insanlar hala var ve sanırım yazarlığın en güzel yanı bu. Ama yine de kitaplarımın benim istediğim şekilde okura ulaştığını hissetmedim. Gerekli tanıtım yapılmadığı zaman bir kitabın okura ulaşması çok zor Türkiye’de. Çevirmen olarak tanınmak da pek mümkün değil. Çevirmeni kimse bilmez. Sadece belli bir çevre ve özenli okurlar bilir; bir de kötü çevirmenler tanınır. Çünkü iyi çeviriyi okurken onun çeviri olduğunu unutursunuz ve çevirmeni kimmiş diye bakmak aklınıza gelmez. Ama kötü çeviride “kimmiş lan bu” diye mutlaka bakarsınız. Türkiye’de tanınmak için sadece çok iyi yazmak yetmez, çoğu zaman iyi ilişkileriniz, uygun çevreniz olmalıdır. Ayrıca bunun için ekstra uğraşmak zorundasınız. Ben bunları yapacak cesareti hiçbir zaman bulamadım kendimde. O zaman için Bilge Karasu’yu da basan çok iyi bir yayın evinden çıkmasına rağmen kitap hakkında basında tek bir yazı çıkmadı. Bana gelip mutlaka yazacağını söyleyen bir kaç tanıdık bile sonra gidip yazmadı; böyle bir ortamda nasıl tanınacaksın ki… sonuçta kimse gelip seni keşfetmiyor, işini yapıp birilerinin seni keşfetmesini beklemek tamamen idealist bir yaklaşım ve hayatını bütünüyle şansa bırakmak demek…ayrıca asıl önemli olan benim tanınmam değil, kitabın buna hakkı ve onun da kendine özgü bir kaderi var…
Şiirle ilgili pek bir projem yok. Ben şiiri ancak gelip kendisini dayattığı, sürekli kafamda dönüp durmaya başladığı zaman yazarım. Bu da çok sık olmaz. Yine de, kaybolan yüzlercesini saymazsak, elimde bir kitap olacak kadar şiir var. Bazıları internette dolaşıyor. Belki onları bir kitapta toplarım. Onun dışında artık bitse de kurtulsam dediğim bir roman var… Ayrıca öyküler de var. Romandan sonra onları ele almayı düşünüyorum.

OKURYAZAR: Nafer Ermiş onca meziyet gösterdiği işler arasında kendini ne olarak görüyor? “çevirmen, yazar, şair, editör, yayıncı ve Twitter ünlüsü?”

NAFER ERMİŞ: Hepsi de diyebiliriz, hiçbirisi de. Karanlık bir mevzu. Bir çok insan beni şair olarak bilir. Kimisi yazar olarak, kimisi çevirmen, kimisi de editör… Artık bir çok kişi de sadece “Twitter ünlüsü” olarak biliyor. Ama bu sonuncusu her zaman da olumlu bakılan bir şey değil. Bunu aşağılamak için kullanan da var.

OKURYAZAR: Peki size göre yazarlık nedir Nafer Bey? Ve ne itti sizi yazmaya? Ne zaman başladınız? Yaşamınızdaki esin kaynağı kim olmuştur?

NAFER ERMİŞ: Yazarlığın ne olduğu aşağı yukarı belli. Bunu tekrar tanımlamaya gerek yok bence. Beni yazmaya iten şey kelimenin tam anlamıyla can sıkıntısı oldu. İşte 12 yaşında falandım, halamın oğluyla evdeydik, kimse yoktu, çok canımız sıkıldı. Ne yapalım diye düşünürken, o yaşlarda iki çocuğun asla yapmayacağı çok saçma bir şey oldu. Kim dedi hatırlamıyorum ama şiir yazalım dedik. Ve birlikte bir şiir yazdık. Adı Kelebek. “Baharda uçardı her dalda…” böyle başlıyor. Gerisini hatırlamıyorum. Ama o kadar güzel bir şeydi ki, ben artık o günden sonra sürekli şiir yazmaya başladım. Gece gündüz yazıyordum. Sonra öyküler yazmaya başladım. Gırgır dergisinde çıkan öykülere özeniyordum. Hayatıma saçma bir şekilde, dan diye girdi yazı ve bir daha çıkmadı. Nereden geldiği belli olmayan bir mızrak gibi. Saplandı ve öyle kaldı.

OKURYAZAR: Ve çevirileriniz var elbette. “F.Kafka’nın daha önce defalarca çevrilmiş ve çoğu çevirisi de piyasada satılmaya devam eden Dönüşüm’ünün tamamı iki ayda tükendiği için ikinci baskısı yapılmıştır.” diye not düşülmüş, ekşide. Peki bu farklılık nereden kaynaklandı. Daha başka kimleri çevirdiniz, ya da az çeviri nedenleri neydi ve yeni çalışmalarınız var mı?

NAFER ERMİŞ: Evet, bu arada “Dönüşüm”ün 6. Baskısı çıkacak yanlış hatırlamıyorsam. Kafka benim için çok özel bir yazar, hatta en özel yazar. Yirmili yaşlarımda ondan çok etkilendim. İşte romanda ve öykülerde onun etkilerini görebilirsiniz. Hatta Almanya’ya giderken aklımdan geçen şeylerden biri de, bir süre sonra Kafka’yı orijinal dilinden okuyabilecek olmamdı. Yıllar sonra Türkiye’ye dönüp çeviriler yapmaya başlayınca, gördüm ki çevirilerin çoğu Kafka’yı benim anladığım gibi anlamıyor. Farklı yorumluyorlar. Ben Kafka’yı mümkün olduğunca yorumsuz, üslubuna, diline mümkün olduğunca sadık kalarak çevirmek istedim. Türkçenin güzelliğinden biraz ödün vermek pahasına da olsa. Hatta bir iki yayınevi bu yüzden çeviriyi beğenmeyip reddetti. Sonunda İmge’de yayınlandı ve yayınevi durumdan çok memnun. 20 civarında vardır çevirdiğim kitaplar. Bunlar arasında Zweig, Brecht, Feridun Zaimoğlu ilk aklıma gelenler. Çeviriler yapamaya devam ediyorum. Giderek daha az zaman bulabiliyorum, ama az da olsa yapmaya her zaman devam edeceğim bir şey çeviri.

OKURYAZAR: Sizi geniş bir kitle tarafından sosyal medyadan tanıdı, tanıyor ve takip ediyor. Az evvel baktım; 144 bin takipçi! Nafer Ermiş’in sosyal medya hakkındaki düşüncelerini merak ediyoruz haliyle? Bir de twitterda süregelen serüven neler getiriyor size, nelere faydası oldu, oluyor ya da? ? Nereye varır bu süreç?

NAFER ERMİŞ: Bu “klasik tanınmışlık”ta biraz farklı bir tanınmışlık ve aslında dışarıdan sanıldığı kadar güzel bir duygu değil. Sokakta insanlar peşinizden koşup imza istemiyor, kızlar boynunuza atlamıyor, etrafınızda gazeteciler, paparazziler dolaşmıyor. Tabii bu işin şakası. Sosyal medyada tanınmışlık genel olarak yine sosyal medya içinde kalıyor. Getirdiği avantajlar ve dertler de yine sosyal medya içinde karşınıza çıkıyor. Tanındıkça yazma özgürlüğünüzün kısıtlanmaya çalışıldığını fark ediyorsunuz. Zaman zaman kimsenin okumadığı bir hesaptan yazma isteği doğuyor içinizde. Yazdığınız şeylerin bazılarınca didik didik edilmesi ve sonunda illa ki bir sakatlık bulunması, yoksa da yaratılması ve size yansıtılması insanı üzüyor. Sanırım Türkiye’de düşünce özgürlüğü, kimsenin sözünü dinlemediği insanlar için geçerli. Onlar ne yazarsa yasın kimse bir şey demiyor. Seni okuyan sayısı arttıkça insanların karşı çıkma hevesi de kabarıyor. Sosyal medya toplumu, toplum içinde bir toplum oldu. Oranın kuralları, teamülleri farklı. Gerçek hayatta geçerli olan birçok şey orada geçerli değil. Elbette tam tersi de söz konusu. Bunlar olumsuz yanlarından bazıları. Tabii ki olumlu yanları da çok.
Facebook herkese göründüğümüz şekilde var olduğumuz bir yer. Ailemiz, arkadaşlarımız bizi nasıl tanıyorsa orada öyleyiz. Twitter zihnimizin görünür olduğu bir yer. Çoğu zaman aklımızdan geçirip yakın çevremize söyleyemediğimiz şeyleri yazıyoruz oraya. Twitter’ın benim için anlamı ve önemi çok fazla.
Yazdıklarınızın on binlerce insan tarafından okunduğunu bilmek, anında gelen tepkileri görmek ve onlarla iletişime geçebilmek güzel. Yaptığınız şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu anlamanıza yardımcı olan bir etkileşim süreci var sosyal medyada. Bir yazar olarak bunun muazzam bir olanak olduğunu düşünüyorum. Bizden önceki kuşakların maalesef tadını bilmediği bir olanak. Normal koşullarda, yıllarca uğraşır bir roman yazarsın, yine yıllarca, en kötü ihtimalle aylarca uğraşıp kitabını yayınlatırsın ve kim olduğunu bilmediğin insanlar onu okur, hakkında bir sürü şey düşünürler, ama bunları sana iletemezler, iletenlerse, aslında senin yıllarca önce düşündüğün bir şeyle ilgili fikrine yazmıştır onları, oysa sen konuyu çoktan unutmuşsundur bile. Ama sosyal medyada öyle değil. 10 saniye sonra insanların tepkisini alabiliyorsun. Seni nasıl anladıklarını görebiliyorsun ve gerekirse kendine bir çeki düzen verebiliyorsun. Özellikle Twitter bildiğimiz üzere 140 karakterle sınırlı ve bir düşünceyi oraya sığdırmak için bir takım cambazlıklar yapmak zorunda kalıyorsunuz ve bu esnada sizin hiç düşünmediğiniz anlamlar içerebilen cümleler çıkabiliyor. Siz kafanızda en baştaki anlamı koruduğunuz ve cümleye baktığınızda onu gördüğünüz için bu sapmaları fark edemiyorsunuz. Ama okuyanlar sizin kafanızdaki şeyi bilmiyor, bilemez de ve birden hiç de kast etmediğiniz şeyler anlaşılabildiğini görüyorsunuz yazdığınız şeyden. Sanırım Kundera’nın biz sözü vardı, aklı başında hiç kimse ünlü olmayı istemez, diye. Onu şimdi daha iyi anlıyorum.

OKURYAZAR: Twitter’da bir çok kişi sizi taklit ediyor gördüğümüz kadarıyla. Sözleriniz, yazılarınız bolca RT ve FAV alıyorken, burada yer alan 140 karakterli tweetleriniz kitaplaştırmayı düşündünüz mü?

NAFER ERMİŞ: Yazdıklarıma gösterilen, çalmak dahil, her türlü ilgiye çok teşekkür ediyorum. Her yazar, her sanatçı yaptıklarının, yazdıklarının insanlara ulaşmasını ister. Ben de bu olanağa kavuştuğum için mutluyum. Tweetleri kitaplaştırma konusu bana sürekli soruluyor. Ben de düşünmüyor değilim. Ama onlar toparlayıp bir yayınevine götürmeye de üşeniyorum biraz. Beni asıl şaşırtan hiçbir yayınevinin bana böyle bir teklifte bulunmamış olması. Basmaya değer bulmuyorlar herhalde.

OKURYAZAR: Nafer Ermiş kimleri yetenekli ve başarılı buluyor aynı zamanda tweetlerine bakmadan, yorum yapmadan edemiyor diye sorsak?

NAFER ERMİŞ: Burada söyleyeceğim birkaç isim söyleyemeyeceğim onlarca isme haksızlık olur, o yüzden bir isim vermeyeceğim. Ama Twitter sayesinde şunu gördüm, gençlerimiz sanılandan çok daha zeki ve yaratıcı. Öyle sanıldığı gibi cahil falan da değiller. Burada yeni bir dil yaratıyorlar. Bu yakın gelecekte edebiyatımızı etkileyecek.

OKURYAZAR: Twitter günümüzde doğru kullanıldığında çok yararlı kanısına katılıyor musunuz? Sonuçta dünya üzerinde devrimler sosyal medyadan başladı. Ve Türkiye gündemi! Türkiye gündemi , TT tablosu adeta siz ve bir elin avuçlarını geçmeyecek kişilere göre belirleniyor gördüğümüz kadarı ile . Yani gündemi belirleyenlerdensiniz. Bu sizde ne hissettirmekte? Sorumluluk, eğlence, baskı?

NAFER ERMİŞ: Gündemi bir kaç kişinin belirlediğine pek inanmıyorum ben. Elbette etkimiz oluyor. Son zamanlara kadar Twitter gündemini aslında yine gerçek dünya belirliyordu; dışarıda olan bir olay, bir bakanın söylediği bir söz vs. Biz sadece onu Twitter’a yansıtıyorduk. Ama artık Twitter gündemi de suni olarak yaratılır oldu. Sol taraftaki TT listesi yüzde doksan oranında suni olarak, birilerin yarattığı şeyler. Gerçek gündem değil. Bu durum hoşuma gitmiyor, ama şimdilik yapacak bir şey yok. Twitter bir çare düşünecektir diye umuyorum. Yine de soysal medyanın gücü artık tartışılmayacak biçimde netleşti bence ve giderek de güçleniyor ve güçlenecek. Hem gündemi belirlemede, hem haber akışı hızı konusunda, hem de reklamdan propagandaya her türlü tanıtım işinde doğrudan hedefe ulaşma imkanı sayesinde klasik medyanın çok çok ilerisinde olanaklara sahip ve hızlanan modern hayata uygun. O yüzden sosyal medyayı hala küçümseyen insanlar adına, özellikle de hala buna direnen yazarlar, şairler vs. adına üzülüyorum. Ama sosyal medya da barut gibi, nükleer enerji gibi bir şey. Kötü amaçlı da kullanılacak, iyi amaçlı da. Bu mücadele, yani iyiyle kötünün mücadelesi hep vardır, taşı yontup onunla etini, sebzesini parçalayan ya da onunla komşusunun kafasını yaran ilk atalarımızdan beri bu böyledir. Zaten “medya” da sözcük kökeni itibariye araç anlamına gelir ve her araç her türlü amaç için kullanılır. Bunu engelleyemezsin. Pamuk şekerle bir insan öldürülebilir… Mutlu da edilebilir.
Türkiye’de sosyal medyaya büyük bir ilgi var. Bu konuda dünyanın sayılı ülkelerinden olabiliriz. Bazı şeyler biraz geç gelse de biz genelde kısa sürede geldiği yeri sollarız. Ben özellikle gençlerin yoğun bir şekilde sosyal medyayı kullandıklarını görüyorum. Bence müthiş bir şey yapıyor bu. Biz çocukken sokakta top oynar, duvara oturup çekirdek çitlerdik. Hiçbir şey okumazdık. Ama şimdikiler öyle değil. İyi kötü, öyle ya da böyle sürekli bir şeyler okuyorlar, bir şeyler paylaşıyorlar. Biz çocukluğumuzda saklambaç oyununda kendimizi iyi saklayarak eğlenirdik, şimdiki çocuklar kendilerini ortaya koyarak eğleniyorlar, kendilerini en iyi şekilde sunma çabasındalar, üstelik bunu sadece birkaç arkadaşına değil, büyük bir topluluğa karşı yapıyorlar. Bunun uzun vadede, genelde düşünülenin aksine, ben olumlu etkilerinin olacağını düşünüyorum.
Arap Baharı’nın başladığı dönemlerde henüz sosyal medyayı keşfetmemiştim, dolayısıyla bu etkinin ne şekilde oluştuğunu izleme fırsatım olmadı. Ama tabii hakkında çok konuşuldu ve az çok öğrendik. Bizim ülkemizde bu boyutta büyük bir harekete yol açacağını sanmıyorum. Bu hem demografik yapımızın çeşitliliğinden, hem de genel halk olarak pek isyana meraklı olmayışımızdan kaynaklanıyor. Bizde topyekun bir hareket olması çok zor. Ama daha küçük boyutlarda sosyal medyanın etkilerini yaşamaya başladık. Bunun en önemli örneğini Van depremi sırasında gördük. Olağan üstü bir çalışma yaptık; özellikle yardımların toplanması, kampanyaların başlatılması, organizasyonu, ihtiyaçların saptanması vs. konusunda, özellikle Twitter müthiş bir iş yaptı. Bazı olayların gündeme getirilmesinde de Twitter’ın gücünü ve etkisini zaman zaman görüyoruz. Gerçek bir toplumsal baskı aracı haline geldi. Twiter asla affetmiyor. Görmezlikten gelmiyor. İrili ufaklı her şeyi enine boyuna tartışıyor ve gündeme taşıyor.

OKURYAZAR: Sosyal medya edebiyatı diye bi kavram var bir de. Nafer Ermiş ne düşünür? Bir Pucca örneği var ve arkası geldi. Şimdi herkes blogger, herkes twitter ünlüsü, herkes yazar olma hevesinde? Gelecek görüyor musunuz sosyal medya edebiyatında?

NAFER ERMİŞ: Burada yazının, tanınmanın tadını alan insanların bunu başka boyutlara taşımak istemesi çok doğal. Hala sosyal medya sanal bir alem, gelip geçici bir dünya olarak görülüyor; sanki gerçek dünya öyle değilmiş gibi. Bana sık sık “abi kitap çıkarmak istiyorum” şeklinde sorular, talepler geliyor. Çünkü somut, elle tutulur bir şey yapmak istiyorlar. Belki Twitter’da kazandıkları saygınlıklarını sokakta da yaşamak istiyorlar. Kitapçı raflarında görmek istiyorlar.
Bu işin edebiyat kısmına gelince, orası biraz çetrefilli. Yeni bir ortam, yeni bir toplum ve yeni gerçekler… Eğer böyle bir yer varsa yeni bir sanatın da olması kaçınılmaz. Özellikle de yeni bir edebiyatın. Şu andaki sorun, geleneksel edebiyat tanımının henüz sosyal medyada yapılanları içine almamış olması. Ben bunların da edebiyat olduğunu düşünüyorum. Tanım değişecek. Belki esas klasik edebiyat modern edebiyat ayrımı şimdi yapılacak. Yani yakın bir gelecekte. Burada yapılan edebiyat elbette Balzac’ın edebiyatın farklı. Çünkü koşullar farklı. En azından alanın sınırlı, okurun zamanı sınırlı. Yazan kişi de kendini bu koşula göre uydurmak zorunda.
Herkes blogger, herkesin Twitter ünlüsü olmasına gelince, bir şeyi çok kişinin yapıyor olması bazılarının gerçekten başarılı olmasını engellemez. Pucca bunun en iyi örneği. Herkes blogger ama o farklı. Bir tweetim vardı, onu hatırladım. Milyonlarca kaplumbağa bir tek tavşan kadar hızlı koşamaz. Buna benzer bir şeydi. Yani farklı olan farkını ortaya koyar.

OKURYAZAR: Nafer Ermiş en çok hangi yazarları okuyor? Hangi tür kitapları okumaktan hoşlanıyor? Kitap seçerken belirli bir tarzınız var mı mesela?

NAFER ERMİŞ: Son yıllarda çoğunluk iş icabı kitaplar okudum. Bu kitap okuma keyfimi köreltti. Çünkü çoğu sevmediğim kitaplardı ama okumak zorundaydım. Dahası sağını solunu toparlamam gerekiyordu. Ama ben genelde kaliteli roman okumayı severim. Klasikleri fırsat buldukça okumaya çalışırım. Ben Oğuz Atay’ı çok severek okudum. Onun dışında Orhan Pamuk okuyabildiğim yazarlardan. Ama genelde çok sıkıcı. En sevdiğim yazarlarsa Kafka, Dostoyevski, Marquez, Kundera, Camus, Sartre, Boris Vian, Joyce, Faulkner…. Neyse daha fazla saymayalım. Çok varmış meğersem.

OKURYAZAR: Peki; Çağdaş Türk Edebiyatı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Pek olması gereken yerde değil. Tanpınarların, Oğuz Atayların bıraktığı yerden daha ileride değiliz. Çünkü edebiyat hiç desteklenmiyor Türkiye’de. Ne devlet tarafından ne de özel sektör tarafından. Sonuçta kapitalist bir sistemde yaşıyoruz ve insanların geçimlerini sağlamaları gerekir. Bir yandan çalışmak zorunda kalan bir yazardan ne derece bir edebiyat bekleyebiliriz bilmiyorum. İstisnalar olur elbette ama genelde edebiyat ona ayırdığın zamanla ilgili bir şey. Bir başka yönü de insanımızın kolaycılığı sevmesi. Hemen üç beş satır çiziktirip bir eser meydana getirdiklerini sanıyorlar. Kendini adamadan büyük bir edebiyat yapılmaz.

OKURYAZAR: Edebiyatın her iki yönünde de yer almanız avantaj mıydı size göre? Hem editör, yayıncı hem yazar şair…

NAFER ERMİŞ: Bunun avantaj olduğunu sanmıyorum. Ben bütün zamanımı romanlarıma ayırmak isterdim. Ama olmuyor. Öte yandan anlatım becerimin gelişmesi, bazı kişilerle tanışmam editörlük ve çevirmenlik sayesinde oldu. Yani olumlu yanları da var…

OKURYAZAR: Kendi kitaplarını yayınlatmak isteyenlere tecrübelerinizden yola çıkarak, tavsiyeleriniz?

NAFER ERMİŞ: İşi hafife almasınlar. Unutmasınlar ki onların yapabildiğini yapabilen yüzbinlerce kişi var, ama kitaba kavuşamıyorlar. Farklı olmak zorundalar. Ve de ciddi. Okumasıyla, yazmasıyla çok emek verilmesi gerekiyor. Yoksa kitap basılsa bile sonuç genellikle hayal kırıklığı oluyor. Bunun örneklerini de gördüm. Önce bu büyük yazarlar neden büyük yazarlar diye oturup bir baksınlar. Bir de ne yazdıklarını bilsinler. Edebiyatın bilinen türlerinde yazsınlar. Öyküyse öykü, şiirse şiir, romansa roman… Ben içimden gelenleri kağıda döküyorum demekle bu iş olmaz. Sen içinden gelenleri kağıda dökersen onu da bir tek sen okursun. Bu önemli bir konu.

OKURYAZAR: Başucu saydığınız kitaplar ile en son okuduğunuz kitaplar neler desek?
Başucu saydığım kitap yoktur. Yani dönüp dönüp okuduğum. Ama en sevdiğim kitap Yüzyıllık Yalnızlık’tır. Marquez’in. Son okuduğum kitap Felsefenin Tesellisi, Alain de Botton…

NAFER ERMİŞ: Hangi tür müzikler dinliyorsunuz, en sevdiğiniz filmler neler?
Eskiden sadece Heavy Metal dinlerdim. Zamanla diğer müzik türlerine de açıldım. Artık Neşet Ertaş dinlediğim de oluyor, Beethoven da… Duruma göre, içimdeki ritme göre. Ama metal her zaman benim asıl dinlediğim müzik türü olarak kabul edilebilir.

OKURYAZAR: Peki, Nafer Ermiş 10 yıl sonra kendini nerede görüyor?

NAFER ERMİŞ: Bu konuda hiçbir fikrim yok esasında. Bizim yaşadığımız dönemde dünya o kadar hızlı değişti ki artık 10 yıl sonrasını öngörmek imkansız gibi bir şey. En azından 10 tane iyi roman yazmış olarak görmek isterim ama kendimi.

OKURYAZAR: Sizi takip edenlere söylemek istedikleriniz neler desek? Ve bundan sonraki hedefleriniz?

NAFER ERMİŞ: Onlara çok teşekkür ediyorum. Eleştirileri, yorumları, yazdıklarımı paylaşmaları bana güç ve inanç veriyor. Zaman zaman onları yoruyor ya da bıktırıyor olabilirim, kusura bakmasınlar. Mutlu olsunlar.

OKURYAZAR: Son olarak Okur Yazar sayfası sosyal medyada kültür sanat edebiyat alanında yepyeni bir heyecan katmak için yola çıkan bir oluşum. Okur yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

NAFER ERMİŞ: İnternetin, sosyal medyanın klasik medyadan en önemli farklarından biri de interaktif olması. Yani tek yanlı değil. Televizyonda izlediğiniz bir şeye katkı yapamazsınız, ama internette yapabilirsiniz. Bence insanlar severek izledikleri sayfalara, sitelere, kişilere hem özen göstermeli, hem de bir şekilde katkıda bulunmalı. Okur Yazar sitesi de bence bunu fazlasıyla hak ediyor. Bana gösterdikleri ilgi için de özel olarak teşekkür etmek isterim. Buraya kadar okuyanları da tebrik ederim. Sabırlıymışlar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s