Aytuğ Akdoğan: “Bir ‘hasta’ olarak psikologlar için hizmet veriyorum!”

Önce Ali Lidar ile başladık söyleşilerimize. Amacımız bir şekilde hayatımıza giren kalemleri yakından tanımaktı. Genç yaşta bir çok şiir ödülleri sahibi Harun Atak, aykırı kalem Pemra Oğuz, sosyal medyada tanınmış Dilek Erkılınç, Oğuz Bal ve son olarak; son dönemlerin en çok konuşulan ismi Batuhan Dedde ile devam ettik.

Şimdi de henüz 17 yaşındayken yazdığı ‘Ben Hep 17 Yaşındayım’ ile çok konuşulan, sonrasında ‘Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm’ gibi çok satan kitapların yazarı, sosyal medyada onbinlerin takip ettiği, bir çok dergi, televizyon ve radyo programlarında gördüğümüz Aytuğ Akdoğan. Neyse sözü uzattık. Buyrun efendim…

Görsel

Okur Yazar – Aytuğ Akdoğan Söyleşisi

OKUR YAZAR: Aytuğ Akdoğan metinleri birçok insana ulaşıyor ve okurlar kendilerinden bir şeyler buluyorlar. Hayal eder miydiniz yıllar önce böyle bir şeyi? Nasıl gelişti bu süreç ve ‘benim mutlaka insanlara anlatmam gereken bir şeyler var’ diye mi düşündünüz? Bir de son bir senedir kitaplarınızın çok satmaya başlaması sizi neden tedirgin ediyor?

AYTUĞ AKDOĞAN: İnsanın kendi halinde yaptığı bir yolculukta ya da bir gece vakti esriyerek, kendinden geçerek, içinden bambaşka bir ben, sen, o çıkartarak kaleme aldığı metinlerinin birçok insana ulaşması hiçbir zaman yazarı için ‘kötü’ olarak kabul edilemez ve bu tür bir çılgınlık hiçbir zaman öngörülemez. Kitaplarımın çok satmaya başlaması, farklı dillere çevrileceği yerde Türkiye gibi yeterince enformasyon kurbanı olduğumuz bir ülkenin sisteminde e-kitap olarak yayınlanmak istenmesi ya da birçok kişi yerine herkes tarafından okunabileceği ihtimali benim için bir problem, evet, çünkü bu ‘çokluk’ durumu yazarın üretimine ket vurabilir, onu yaratımından tiksindirebilir. Ben ancak şu an olduğu gibi salt belli kesimlerce takip edilip-okunan genç bir yazar olarak hayatıma istediğim gibi devam edebilir ve yaratımlarımla –kendimle– uğraşmayı sürdürebilirim. Yıllarca piyasadan, sistemden, çok satanlardan, hepsinden, her şeyden nefret ettim, sonunda kendimden de tiksinmeye başlamak istemiyorum, anlıyor musunuz?

OKURYAZAR: Evet, gayet net anlıyorum. Peki, 2009’da yayınlanan ilk deneme kitabınız ‘Ben Hep 17 Yaşındayım’ı neden Erdal Eren’e ithaf ettiniz? Ve sonrasında nasıl tepkiler aldınız?

AYTUĞ AKDOĞAN: Hatırlar mısınız? O zamanlar bir Cem Garipoğlu davası vardı. On sekiz yaşından küçük olduğu için çocuk mahkemesine çıkarılmıştı. O günlerde gelmişti aklıma, ben de tam Erdal’ın ibret olması için kemik yaşı büyültülerek idam edildiği yaştaydım… Bu yüzden yazdığım ilk kitabı –ne yazık ki berbat bir kitaptır– onun yaşayamadıklarına ithaf etmek istedim… Yalnız şunu not düşeyim. Ankara’dan Erdal’ın bir öğretmeninden mail almıştım; bana karnesini ve bazı el yazısı metinlerini göndermişti, epey kıymetliydi benim için…

OKURYAZAR: Aytuğ Akdoğan kendini ne olarak tanımlıyor? Aykırı, uçlarda yaşayan bir adam olabilir mi mesela? Kitabınızda, ‘en büyük zevkim iki mezar arasına uzanıp tütün sarmak’ demiştiniz…

AYTUĞ AKDOĞAN: Aytuğ Akdoğan olarak kendimi sıradan bir ölümlü olarak tanımlıyorum!

OKURYAZAR: Size göre yazmak nedir, yazarlık nedir? Ve ne itmiştir Aytuğ Akdoğan’ı yazmaya? Yaşamınızdaki esin kaynağı kim olmuştur mesela..

AYTUĞ AKDOĞAN: Yaşamımdaki esin kaynağı biri ya da bir şey değil, ‘herkes’ ve ‘her şey’dir bana göre. Bütün o kitapları sırf kendimi ‘vaka’ olarak ortaya koyabilmek adına yazdım ve yazıyorum ve yazacağım! Küçükken psikoloji okumak istedim, puanım yetmedi ve sinemaya yöneldim. Şimdi bir ‘hasta’ olarak psikolog ve psikiyatrlar için hizmet veriyorum! Ve hala delirme olasılıklarını ellerinde barındıran harikulade insanlar/okurlar için yazıyorum…

OKURYAZAR: Babanızın yaşadığı olaydan etkilendiniz sanırım ve hala o güvensiz, kalbi kırık adamı hissediyor sizi okuyan; hatta kitapta Kübalı bir şairin sözleri de var:

“Ben o her zaman kızgın ve yalnız olan çocuğum. Eğer yanlışlıkla başımı okşayacak olursanız, bu imkanı sizin cüzdanınızı çalmak için kullanırım.”

AYTUĞ AKDOĞAN: Evet…

OKURYAZAR: Peki… Şunu sorayım; Geniş bir kitle tarafından sosyal medyada takip ediliyorsunuz. On binler takip etmeye devam ediyor sizi. Ya sizin ‘sosyal medya edebiyatı’ hakkındaki düşünceleriniz? Nereye varır bu serüven?

AYTUĞ AKDOĞAN: Bir boka varmaz. Yüz sene sonra hiçbirimiz yokuz. Bizim yerimize başka ibneler, başka kancıklar gelecek. Hepsi bu. Film çekip youtube’a yüklüyoruz, kitap yazıp e-kitap olarak ipad’lere, iphone’lara yüklüyoruz, ‘twit’ atıp ölümsüz olmak istiyoruz, ancak çok değil, on-on beş sene sonra bu internet araçlarının hiçbiri olmayacak; yerini başka platformlar alacak ve yaptığımız her şey yok olup gidecek.

Dinozorlardan hiçbir farkımız yok. Ama kitaplar öyle değil! Krallar ölür, kütüphanemize koyduğumuz kitaplar ölmez; onlar bir Jimi Hendrix plağı gibi –yirmi sene sonra o plakları çalacak aletlerden de bulamayacağız ya– bizimle her yere gelir, çocuklarımıza ya da diğer piç kurularına kalır… Yani şu yaptığımız röportajın suya yazı yazmaktan ne farkı var?

OKURYAZAR: Bilmem ama şu sözü duymuştum :”Yıllar sonra bu profiller ölü insanların günlükleri olarak kalacak.” Belki suya yazı, belki de suya bir taş atma.. Başka şey sorayım. Kendinizi yazmak için şartlandırır mısınız? “Günde şu kadar yazmalıyım” gibi; yoksa fikirleriniz geliştikçe mi yazarsınız? Ya da sürekli kafanızda cümleler uçuşur mu?

AYTUĞ AKDOĞAN: Boş bir sayfa açıp yazmaya çalışmam; önce aklımdakileri ya da cebimdeki notlarda yazanları derler, sonrasında ne yazabileceğime bakarım. Günde iki bin kelimeye çıktığım zamanlar oluyor, ancak ertesi gün yarısını çıkartıyorum. Bunu sorduysanız şayet!

OKURYAZAR: Yeni projeleriniz var mı?

AYTUĞ AKDOĞAN: Önümüzdeki ay yeni kitabım çıkıyor: 130 sayfa civarında bir roman: ‘Ben, hiçbir şey’ isminde…

OKURYAZAR: Peki, şunu sormak istiyorum. Bir çok ülke gezdiniz. Farklı hayatlar gördünüz, tecrübe ettiniz, yazdınız, dile getirdiniz. Onca ülke onca şehir, Aytuğ Akdoğan’ın favorisi kendini ait hissettiği yer var mı ya da?

AYTUĞ AKDOĞAN: İnsan o kadar gezince, “her yere gidebileceğini, ancak hiçbir yere varamayacağını anlıyor” sadece, en çok…

OKURYAZAR: Klasik soru, merak diyelim. Aytuğ Akdoğan, 10 yıl sonra kendini nerede görüyor?

AYTUĞ AKDOĞAN: Araf..!

OKURYAZAR: Gerek facebook, gerek twitter, gerekse tumblr sayfalarımızda size sık sık yer yermekteyiz. Okur Yazar sayfa oluşumu ve takipçilerine söylemek istedikleriniz son olarak?

AYTUĞ AKDOĞAN: Paylaşımlarınız, yazar ve okurlarla interaktif paylaşımlarınız takdire şayan. Bir gün dergi çıkarmak isterseniz, yardımcı olmak isterim.”

OKURYAZAR: Söyleşi için teşekkür eder başarılarınızın devamını dileriz Sayın Akdoğan…

AYTUĞ AKDOĞAN: Eyvallah…

Reklamlar

Oğuz Bal: “Yazarak dindirdim bazı keşkelerimi”

Okur Yazar sayfası olarak az ama öz takip edenimiz olsun ancak edebiyat, kültür, sanat deyince akıllara da biz gelelim düşüncesiyle yola çıktık. Kısacası, binlerce facebook sayfası, twitter hesabı, blog özlü sözler, kitap alıntıları paylaşıyor. Bizim tek amacımız; yalnızca anlamlı sözler paylaşıp köşesine çekilen bir oluşum olmamak!İlk örneklerimizden biri, söyleşilerimiz. İlk olarak, sosyal medya fenomeni olan Ali Lidar ile yaptığımız söyleşiden sonra istekler, eleştiriler ve övgüler almaya başladık. Devam ettik. Genç yaşta; Cemal Süreya ve Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödüllerini kazanan Harun Atak ile söyleştik. Ardından Utanmazlık Mahareti kitabıyla hayatımıza giren cesur kalem Pemra Oğuz ve hatırı sayılır takipçisi olan, akabinde Kırmızı Bavul kitabıyla raflarda yer alan Dilek Erkılınç. Bu söyleşileri hatırlamak isterseniz; http://on.fb.me/XzWaNB

Şimdi de; sosyal ortamlarda hatırı sayılır bir takipçi tarafından takip edilen, şiirleri, sözleri, yazıları kapak ve duvar fotolarını süsleyen, önce Ruj ve Duman bugünlerde de Çerçi adlı kitaplarıyla gündemde olan Oğuz Bal ..

Lafı uzattık yeterince, buyrun Oğuz Bal ile söyleşimize…
Görsel

OKURYAZAR: Okur Yazar takipçilerine kendinizden, bizim bilmediğimiz Oğuz Bal’dan bahseder misiniz? Oğuz Bal nasıl biridir? Neler yapar? Nasıl bu hale gelebilmiştir?OĞUZ BAL: Bence herkes bilmesi gerektiği kadarını biliyor. Ancak birkaç detay daha vereyim. Antalya doğumluyum. Erciyes Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. 8 yaşımdan bu yana oyunculuk yapıyorum, aynı zamanda Kayseri Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nda oyunculuk eğitimi aldım. 2005 yılından beri de Akdeniz Üniversitesi’nde İngilizce Okutmanı olarak çalışıyorum ve kurduğum bir tiyatro grubunda yönetmenlik yapıyorum.OKURYAZAR: Oğuz Bal sözleri bir çok insana ulaşıyor ve insanların içini sızlatıyor, Hayal eder miydiniz yıllar önce böyle bir şeyi? Nasıl gelişti süreç ve artık yazmalıyım dediğiniz zamana ne vakit karar verdiniz?

OĞUZ BAL: Önceleri beni ben gibi hisseden birkaç kişi okusun yeter derdim sonra internet sayesinde yayıldı. İyi mi oldu kötü mü oldu bunu sık sık tartışırım kendimle. Okuduğum bölümle alakalı edebiyata yakınlığım aslına bakarsanız. Shakespeare’le içli dışlı olmanın verdiği bir hevesti önceleri. Sonra bu hale geldi.

OKURYAZAR: Yanılmıyorsak yola O’na Dair Boyalı Sözler ile çıkmıştınız, kitabınızın adı bu olacaktı ? Nedir sizin değişikliğe iten sebep?

OĞUZ BAL: Kitabın adı ve değişikliğe gelince ; O’na Dair Boyalı Sözler sahip olduğum sayfanın adıydı. Daha sonra o sayfa misyonunu yitirdi ve bir değişiklik yapılması gerektiğine karar verdim. Aslında bu bir milattı çünkü o isimden vazgeçmek acımı unuttuğuma delaletti. Aklımda iki isim vardı alternatif olarak biri Erkek Dublajı diğeri de Ruj ve Duman. Sonuç olarak Ruj ve Duman oldu, bence de böylesi daha güzel oldu.

Arka kapaktaki yazı “neden Ruj ve Duman?” sorusuna cevap veriyor bence.

OKURYAZAR: Oğuz Bal’a göre yazarlık nedir? Ve ne itmiştir OĞuz Bal’ı yazmaya? Yazmaya ne zaman başladınız ve yaşamınızdaki esin kaynağı kim olmuştur ?

OĞUZ BAL: Üretim gücü yüksek insanlar tanıyorum ancak nicelik değil nitelik önemli tabi. Kendinizi tekrarlamadığınız zaman, bu iş oluyor galiba diyebiliyorsunuz. Önceden de bahsettiğim gibi okuduğum bölüm beni tetikledi yazmaya. Yazarak dindirdim bazı “keşke”lerimi. Üniversite yıllarında ufak tefek dörtlüklerle idare ederdim sonra büyüdüm, büyüdükçe açıldı ufkum, büyüdükçe yüküm ağırlaştı dolayısıyla büyüdükçe farklı şeyler yazdım. Esin kaynağı bir kişi değildir hiçbir zaman, hayatımdaki herkesten bir parça alırım. Dolayısıyla ne kadar çok insan tanırsam o kadar renkli bir tablo çıkıyor ortaya. Evimde ciddi bir film arşivi var bana göre filmler daha gerçekçi hikayeleri barındırabiliyor dolayısıyla bir karakterin bir kesitini bir filmde izleyince, o karakteri alt metnini yazmak bana kalıyor. Sinema ayrı bir zenginlik bence. Kirlilik var bu cephede de bu açık ama seçmek ne de olsa bizim elimizde. Romantik yanımı doyurmak için Fransız sinemasına sarıyorum çoğu zaman. L’emploi du temps ve Amelie’nin ciddi bir yeri var bende. Bu aralar etnik filmler izlemeye başladım. Başka “mahalle” leri izlemek keyif ve ilham veriyor.

OKURYAZAR: Ruj ve Duman şimdi de Çerçi. Kitaplarınızdan bahseder misiniz bizlere? Neler içeriyor ve hangi mesajları bulacağız Oğuz Bal’ın penceresinden hayat dair? Bir de, devamı gelecek mi?

OĞUZ BAL: Ruj ve Duman prensipte bir kadına yazılmış bir kitaptı sonra ani bir kararla yazıların birçoğunu çıkardım, değiştirdim vs. Dolayısıyla O’na dair değildi artık hiçbir şey. Çerçi ise yazınsal anlamda daha da olgunlaşarak ürettiğim bir ürün bence. Aldığım oyunculuk eğitiminin de katkısıyla empati yeteneğimi yüzsek dozda kullanabildim diyebiliyorum bu kitapta. Dürüst olmak gerekirse, eskiye bakınca yazılarımı beğenmiyorum çok fazla. Okudukça başka başka ustaları beğenmiyorum kendimi, okudukça imreniyorum onların akıllarına. Bu yüzden belki de daha az üretip daha ince eleyip sık dokuyorum. Şu an üç farklı türde üç ayrı kitap yazıyorum. Bölüm bölüm devam ediyorum. Hoşuma da gidiyor böylesi aslına bakarsanız. Çünkü üç farklı odağa ayrı ayrı kanalize olmak zihnimi diri tutuyor.

OKURYAZAR: En çok hangi yazarları okuyorsunuz? Kimlerden etkileniyorsunuz? Hangi tür kitapları okumaktan hoşlanıyorsunuz? Kitap seçerken belirli bir tarzınız var mı?

OĞUZ BAL: Ah Muhsin Ünlü, çok geç tanıdığım biri. Bu yüzden kendimden utanıyorum, üslubunu, devrik cümlelerini, kendi bilinçaltında belirli anlamlar kodlu ; at, tiren, anne kelimelerini seviyorum. Zor iştir Onur Ünlü’yü anlamak, hatta şiire yeni başlayanlar ‘Gidiyorum Bu’nun ilk 3 şiirini okuduktan sonra kitabı çöpe bile atmışlardır. Bence Onur Ünlü’nün de istediği buydu, böyle insanlara da ihtiyacı yok. Ah Muhsin Ünlü’nün aklını severim, daha çok Ece Ayhan’a benziyor cümle kurguları. Aslına bakarsanız çok fazla “imgeoğluimge” yazıları sevmem. Bazen, edebiyat basit olmalı diye düşünüyorum. Ortak akıla hizmet etmek değil demek istediğim ama entelektüel seviyesi çok yüksek olmayan insanlar da sizi okuyunca “Budur abi” diyebilmeli. Nazım Hikmet, Attila İlhan, Turgut Uyar, Yılmaz Erdoğan,Ümit Yaşar Oğuzcan,Orhan Veli, Ömer Lütfi Mete, Cemal Süreya… Daha çok isim yazarım, yani bunları okumadan insan ben şiir severim demez diyemez bence. Okumadan türetilmiyor zaten.

Hangi tür kitaplar deyince, yerli yayınlardan yanayım diyebilirim. Yabancı yazarlara niyedir bilmem çok ısınamadım. Agahta Christie ile başladım ben de yabancı yazar okumaya. Sürükleyici cinayet ve gerilim kitapları olsa da bir şeyler eksik geliyordu. Pek bizden değildi sanki yazılanlar. Bu sadece onun için edilmiş bir kelam değil okuduğum diğer yabancı kaynaklı yazarlarda da o eksikliği hissettim. Bir iki isim üzerinde duruyor olmam başkalarını okumadığım anlamına gelmesin ama.

Ayrıca çok fazla bestseller tercih eden biri değilim. Bir nebze de olsa arkadaş tavsiyesiyle okuyacağım kitapları seçiyorum diyebilirim. Aslında şu ya da bu şekilde kriterlerim vardır diyemem ama beni ters köşeye yatıran şeyleri seviyorum. Misal; “Az”ı çok beğenmiştim.

OKURYAZAR: Oğuz Bal geniş bir kitle sosyal medyadan tanıdı. Peki sizin sosyal medya edebiyatı ilgi hakkındaki düşünceleriniz?

OĞUZ BAL: “Ben sosyal medyayı önemsemiyorum bana çok basit geliyor” diyen kafalar riyakarlar bence. Bu, biraz olsun “Ben evde televizyon izlemem abi, olursa arada belgesel Discovery vs. “ diyen zihniyetin, sorsanız ya da boş bir anını yakalasanız, size O Ses Türkiye’den bahsedebileceği gibi bir durum bence. Çok tepede durup, kibire düşmemek gerekir bence. Herkes biliyor ki insanların yayılabilmesi ya da tanınabilmesi için gerekli bir mecra sosyal medya. Ama şu da su götürmez bir gerçek ki; sanal dünya bilgi kirliliğinin en üst seviyede olduğu bir ortam. Dolayısıyla basılı edebiyat her daim 1-0 önde başlar benim hayatımda.

OKURYAZAR: Yetenekli bulduğunuz, sosyal medyada yazılarını okuduğunuz isimler var mı?

OĞUZ BAL: Sohbetim olan insanlarla zaten telefonda konuşup yazılarımız hakkında fikir alış verişi yaparız. Etrafımda çok kişi var yazan ya da yazmaya çalışan. Şimdi birkaç isim verip dahil etmediklerimi de kırmak istemem. Bu cevap çok politik oldu biliyorum. Bu da böyle olsun.

OKURYAZAR: Kendinizi yazmak için şartlandırır mısınız? “Günde şu kadar yazmalıyım” gibi; yoksa fikirleriniz geliştikçe mi yazarsınız?

OĞUZ BAL: Şartlandırma fabrikasyona girer. Bu yüzden isteyince ve dolunca yazmak en güzeli.

OKURYAZAR: Çağdaş Türk Edebiyatı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Ve merak edilen sorulardan biri de; Geçinebilecek kadar para kazanabiliyor musunuz? Geçinemiyorsanız, para kazanmak için başka ne yapıyorsunuz?

OĞUZ BAL: Doğru söylemek gerekirse Cumhuriyet ve sonrası edebiyatçılarıdır bizlerin fikrini ve yazımını geliştirenler. Kendimden örnek vereyim evimizin kitaplığında bir çok kitap vardı. Çok iyi bi okur olmasam da okuma alışkanlığın ablalarım sayesinde edindim diyebilirim. Kitaplıkta birkaç şiir kitabı vardı. Ablamların lise yıllarından kalma bir kitap gözüme takıldı bir gün, Halikarnas Balıkçısı-“Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek”. Daha çok küçüğüm, 13 var ya da yokum. Çok hoşuma gitmişti o kitap. Benim okuduğum ilk şiir kitabıydı o zaten. Belki de bilinçaltıma öyle yerleşmiştir şiir olgusu. Sonra Attilla İlhan’ı tanıdım, sonrası teker teker geldi zaten. Onlar kadar olabilir miyim ya da olabilir miyiz bilmiyorum ama bir çabanın içindeyiz, bu aşikar.

Konu paraya gelince…
Kimse yazma işini para kazanmak için yapmasın. Bence yazmak bir iş değil bir tutku olmalı. Kitap satmak, zengin olmak amacıyla yapılan işler ticarete girer ve içinde meta barındıran hiçbir şey samimi değildir. Ben yazar olma yolunda yürüyorum. Zaten para kazanmak amacıyla başlamadım ya da kitap yayınlamadım dolayısıyla kazanmak ya da kazanmamak çok da mühim değil. Zaten hali hazırda bir işim bir kariyerim var. Buna odaklanıp buradan da devam ediyorum. Lakin içimde ukdedir hala tiyatro. Oyunculuk benim tek aşkımdır. Bir şekilde bir yerden yeniden profesyonel anlamda başlarsam oyunculuğa işte o zaman ruhumu tatmin etmeye başlayabilirim.

OKURYAZAR: Kendi kitaplarını yayınlatmak isteyenlere örnek olmak açısından ilk kitabınızı yayınlatma maceranızı anlatır mısınız?

OĞUZ BAL: Fikren ilk girişim O’na Dair Boyalı Sözler iken baya badireler atlattım, yakın takipçilerim bilirler. Hatta internette, olmayan kitabın iki kapağı bile var. Şimdi baktıkça birkaç sene öncesine gülüp geçiyorum. Yaşamam gerekirmiş o evreyi, kadermiş olmuş diyorum. Hayatta size acı veren ya da sizi sinir harbine sürükleyen olaylar her daim olacaktır, sonuçta insanız ve sorunsuz hayat imkansız. Ben de insan tanımış oldum diyorum. Bana sırtını çevirecek ya da son nefese kadar yanımda olacak insanlar elbette olacaktır. İnsanlar hayatın renkleri işte… Kitap çıkarmak aslına bakarsanız gayet kolay. Sonuçta piyasada “sizi şair/yazar yapalım” sloganıyla iş yapan bir ton yayınevi var. Doğru insanlarla bu işi yapmak zordur. Çünkü öyle abuk sabuk bir piyasanın içindeyiz ki, hem birilerine iftira atmak çok kolay hem de verilen sözleri tutmak biraz namuslu olmayı gerektiriyor.. Yaşadıklarım bence her şeyi anlayabilmem için mükemmel bir musibetti benim için.

OKURYAZAR: Size yön veren ve başucu saydığınız kitaplar ile en son okuduğunuz kitaplar neler desek?

OĞUZ BAL: Hayatım bir kitaba göre şekillenecek kadar basit değil, ancak hayatım bir kitaba yöne verdi bu bir gerçek. Ruj ve Duman. Yazım tarzımı şekillendirecek ürünler, kişiler elbette olmuştur, olacaktır da. İnsanlar faal etkileşim içinde olan canlılardır sonuçta.

En son okuduğum kitaplarsa; Hakan Günday-Az, Ingvar Ambjörnsen – İnsan Postuna Bürünmüş Köpek, Emrah Serbes- Hikayem Paramparça, Alper Canıgüz-Tatlı Rüyalar…

OKURYAZAR: 10 yıl sonra kendini nerede görüyorsunuz?

OĞUZ BAL: Sanırım o vakte kadar doktorayı bitirmiş olurum, dolayısıyla iş hayatımda ne kadar yoğun olurum bilemiyorum. Ama yazma eylemi hep sürecek, kitaplar hep çıkacak. Bu kadar sık mı olur o tartışılır işte. Şu da var; ben yaptığım işten hala keyif alıyor olayım, nerede olduğum çok da umurumda değil aslına bakarsanız.

OKURYAZAR: Sizi takip edenlere söylemek istedikleriniz? Bundan sonra neler bulacağız yazılarınızda?

OĞUZ BAL: Beni okuyan okumayan herkese eyvallah. Okumak vakit isteyen bir eylem çünkü. Okumak bir lüks. Hepimiz o kadar çok şeyle uğraşmak zorunda kalıyoruz ki ister istemez kendimize ayırdığımız zaman dilimlerinde kitap okumak çok değerli bir hal alıyor. Yani insanlar sizin yazılarınızı okumak için vakit ayırıyorlarsa bu teşekkür edilecek bir mevzu. Eksik olmasınlar. Bundan sonra daha az şiir daha çok hikaye, öykü, roman olacaktır düşüncesindeyim.

OKURYAZAR: Son olarak Okur Yazar sayfası sizin yazılarınızı sözlerinizi paylaşarak yanınızda oldu. Okur yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

OĞZU BAL: Görüyorum ki sayfanız yeni bir oluşum içinde. Şimdi net hatırlamıyorum ama sanırım daha önce farklı sayfayla başlamıştınız yayın yapmaya ancak sonra değişti ve belli bir karaktere oturdu felsefeniz. Desteğiniz için teşekkürler, yolunuz açık, okurunuz bol olsun. Güzel yazılar, iyi edebiyat için sizi takip etmeye devam etsinler. Eyvallah, eyvallah.

OKURYAZAR: Bizde size teşekkür ediyor ve bundan sonrası için başarılar diliyoruz Oğuz Bal…

Dilek Erkılınç: “Yazmanın okulu yok, yüreği var”

Okur Yazar her hafta sosyal medyada ve yazdıklarıyla ilgi gören, takip edilen bir isimle yaptığı söyleşilerine bu hafta Kırmızı Bavul adlı şiir kitabıyla tanıdığımız Dilek Erkılınç ile devam ediyor. Hatırı sayılır bir okur tarafından takip edilen, dizelerindeki doğallık ve hüzünle dikkat çeken Dilek Erkılınç’a sorduk, kendisi de samimiyetle cevapladı.

Görsel

Okur Yazar – Dilek Erkılınç söyleşimiz

OKUR YAZAR: Okur Yazar takipçilerine kendinizden bahseder misiniz Sayın Erkılınç?

DİLEK ERKILINÇ: Ben sadece yazma uğraşında olan herhangi biriyim.

OKUR YAZAR: Dilek Erkılınç’ ın hayat felsefesi ve de hayata bakışı ne oldu hayatı boyunca?

DİLEK ERKILINÇ: Canlılık. Yaşıyorsak; göreceğiz, duyacağız, konuşacağız.

OKUR YAZAR: Kitabınızdan bahseder misiniz? Hangi duygularda kaleme aldınız ? Devamı gelecek mi? Bilgi verebilir misiniz bizlere?

DİLEK ERKILINÇ: Kitabımı şiir-metin şeklinde yazdım. Ruhumun ve yansıyanların aynı potada eritildiği bir arşiv oldu benim ve okurlarım için. Devamı için neden olmasın.

OKURYAZAR: Peki Dilek Erkılınç’ın ruhunun derinliklerinden gelen sesler kimler? Yani; “Hayatınızı değiştiren” Etkilendiğiniz şair/yazarlar?

DİLEK ERKILINÇ: Edip Cansever’i, Cemal Süreya, Turgut Uyar gibi geçmişte yaşamış ve günümüzde de çok tanınmış şairleri -ki ne mutlu, severim. Sylvia Plath, Tezer Özlü, Furuğ Ferruhzad, Nilgün Marmara ve Birhan Keskin gibi isimleri de çok okudum. Onlar benim ruhumun aynası gibi ve elbette dünya klasikleri. Tek tek saymaya dahi gerek yok. Her insanın okuması gereken kitaplar. Birçok da Türk romanları okudum.

OKUR YAZAR: Sosyal medya sayesinde sizi tanıyabildik. Sizin, sosyal medya edebiyatı ilgi hakkındaki düşünceleriniz?

OKUR YAZAR: Yazmak deyince?

DİLEK ERKILINÇ: Öncelikle iyi bir okur olduğumu düşünüyorum. Amatör-profesyonel hiç fark etmez. Bir cümlesinin dahi bana dokunması yeter. Tabir-i caizse gün ışığına çıkmamış, tanınmayan o kadar çok iyi kalemler var ki. Bu yüzden yazmanın okulu yok. Yüreği var.

DİLEK ERKILINÇ: Sosyal medya edebiyatı eşittir dizüstü edebiyat. Herkesi katmayayım ama bunu iyi kullananlar ve kötü kullananlar olarak ayırt etmekte fayda var. Bir kesim okuduklarının ya da burada paylaştıklarının hangi kaynaktan alındığını dahi bilmeyecek kadar dışındalar bu işin. Bir kesim ise gerçekten edebiyatı seviyor. Burada gördüğünüz bir ismi herhangi bir edebiyat söyleşisinde görmeniz neredeyse olanaksız. Gördükleriniz ise sadece burayla sınırlı olmadıklarını ortaya koyuyor.

OKUR YAZAR: Yetenekli bulduğunuz, sosyal medyada yazılarını okuduğunuz isimler var mı? 

DİLEK ERKILINÇ: Elbette var. Bir çoğu da bunun bilincinde. Tek tek isim vermek istemiyorum. Zira aralarında unuttuklarım olmasın ya da benim henüz keşfetmediklerim olabilir.

OKUR YAZAR: Size yön veren, başucu saydığınız kitaplar neler ve tabii ki merak ediyoruz en son okuduğunuz kitapları?

DİLEK ERKILINÇ: Bana yön veren genelde dergiler oluyor. Orada birçok büyüğümüz ya da akranımız deneyimlerini paylaşıyor. Edebiyat dergilerini daha sık takip ederim. En son 2. kez John Steinbeck-Fareler ve İnsanlar’ı okudum. Şu sıralarda elimde bir çeviri roman var. Anya Seton’a ait.

OKUR YAZAR: Klasik sorumuz: Dilek Erkılınç 10 yıl sonra kendini nerede görüyor?

DİLEK ERKILINÇ: 10 yıl sonra hayatta olursam, çok mutlu olacağım Tanrım !

OKUR YAZAR: Sizi takip edenlere söylemek istedikleriniz. Bundan sonra neler bulacağız yazılarınızda?

DİLEK ERKILINÇ: Bundan öncekilerden çok farklı bir Dilek olmayacak yazım anlamında. Deneme, şiir şeklinde, bana ait olan kabuğun içinden kırılacağım. Bazen kabuğuma çekileceğim. Böyle sürüp gidecek.

OKUR YAZAR: Son olarak Okur Yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

DİLEK ERKILINÇ: Okur Yazar’a bana verdikleri değer, tek cümleme dahi dokundukları yürekler için teşekkür ederim.

OKUR YAZAR: Biz teşekkür eder, yolunuzun açık olmasını temenni ederiz Sayın Dilek Erkılınç…

12.02.2013

Pemra Oğuz: İnsanlar, yapmaktan utanmadıkları ‘şeyleri’ okumaktan da utanmasınlar

Okur Yazar; önce Ali Lidar ile başlattığı, Harun Atak ile sürdürdüğü söyleşi yolculuğuna, bu hafta “Utanmazlık Mahareti” kitabı ile hayatımıza giren, şiirin sıra dışı ismi Pemra Oğuz ile tam gaz devam ediyor. Lafı uzatmayalım, buyrun söyleşimize…

Görsel

OKUR YAZAR: Sizi bilmeyenler, tanımayanlar için takipçilerimize Pemra Oğuz’dan bahseder misiniz biraz?

PEMRA OĞUZ: En zor olanı insanın kendini anlatma çabasıdır. Kimileri bayılır buna ama ben sözü şiire bırakıyorum. Yani aslında tam bir “Utanmazlik Mahareti”yim. Merak edenler cevabı kitabımda bulabilirler.

OKUR YAZAR: Utanmazlık Mahareti kitabınız çıktı ve hakkında iyi şeyler duyuyoruz. Biraz anlatır mısınız okurlarımıza Utanmazlık Mahareti’nin hikayesini…

PEMRA OĞUZ: Utanmazlık Mahareti, yaşanmışlıklardan, empatiyle yoğrulmuş çıkmazlardan ıralanma, uyuşturucu, seks ve iktidarın köleleştirdiği ruhlara istifra biçimimdir. Şiirimin asıl öznesi, konusu, asıl nesnesi insandır ve bu temelde erotizm kaçınılmazdır.

OKUR YAZAR: Edebi hayatınızda desteği olan isimler var. Bedri Baykam, Fuat Çiftçi başta olmak üzre. Nasıl gelişti, biraz anlatır mısınız ve bu sizde nasıl bir sorumluluk hissettiriyor?

PEMRA OĞUZ: Bedri Baykam! Çok büyük bir değerdir. Şiirime ilk inanan, ilk elini uzatan, sonsuz saygı ve sevgi beslediğim bir dost bir sanatçıdır. 2 sene önce düzenlediği Şehvetin Tadı Sergisi’nde resimlerle beraber şiirlerimi de sergileyerek ve kitabımın arka kapak yazısını büyük bir içtenlik ve samimiyetle yazarak bana olan desteğini göstermekten hiç kaçınmamıştır.

Kitap yolculuğumda ise, Şiiri Özlüyorum Dergisi’nin mütevazi sahibi Fuat Çiftçi’nin bana hem dergisinde şiirlerime yer vererek hem de şu an ki yayın evim Venedik Yayınları’nın sahibi Harun Atak’ la yollarımızı kesiştirerek ve şiir üzerine yaptığımız sohbetlerle bana katkısı büyüktür. Bu vesile ile ismi geçen herkese buradan tekrar teşekkür etmek isterim. Önemli olan inandığınız yolda size de inanan insanlarla yürüyebilmektir. Bu yönden kendimi çok şanslı hissediyorum.

Bu isimlerin benim üzerimde yarattığı sorumluluğa vereceğim güzel cevap ikinci kitabım, yolda.

OKUR YAZAR: Peki Pemra Oğuz’un “hayatını değiştiren” etkilendiği şair/yazarlar kimler desek?

PEMRA OĞUZ: Elbette çok önemli isimler var. Marquise de Sade, Charles Bukowski, Andre Breton, Küçük İskender, Enis Batur, Edip Cansever, Charles Baudelaire, Arthur Rimbaud aklıma gelen ustalar.

OKUR YAZAR: Sosyal medya edebiyatı ilgi hakkındaki düşünceleriniz? Yetenekli bulduğunuz, sosyal medyada yazılarını okuduğunuz isimler var mı?

PEMRA OĞUZ: Antoloji anlamında sanal mecrada takip ettiğim kimse yok. Kitaplara ve dergilere sadık kalanlardanım.

OKUR YAZAR: Dergilerde şiirleriniz yayımlanıyor. Nerelerde okuyabilirz, bahseder misiniz ? Bir de nasıl görüyor basılı mecranın geleceğini, Pemra Oğuz?

PEMRA OĞUZ: Dergilerin bir kısmını yazar-konu içeriğinde kısır döngü içinde buluyorum. Gelenekselciliğe bağlı yenilikçilikten uzaklar. Edebiyatta ki “mafyacılık” ve “kollanacılık” artık itici bir hal almış durumda. Herkes birbirine silahını kalemiyle çekerken maalesef kan görmüyorsunuz diye can kaybetmediğimizi sanmayın. Bu yüzden sıkı takipçisi olduğum dergiler dışında diğerlerine raflarda göz atıp geçiyorum, tıpkı onların bir çok genç şair adaylarına yaptıkları gibi.

OKUR YAZAR: Size yön veren ve başucu saydığınız kitaplar ile en son okuduğunuz kitaplar desek?

PEMRA OĞUZ: Uzun bir listem olacak merak edenler için;
Başucu kitaplarım; Frederich Nietzsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt / Charles Baudelaire – Kötülük Çiçekleri / Charles Bukowski – Kadın / Kosinski- Boyalı Kuş / Marquise de Sade – Kötülükle Kamçılanan Kadın, Sodom’ un 120 günü/ Alain de Botton – Felsefenin Tesellisi / Jean Paul Sartre – Uyanış, Varlık ve Hiçlik / Küçük İskender – Periler Ölürken Özür Diler, Bir Delinin Ot Defteri / Virgine Despentes – Düz beni / Paul Verlaine – Erotik Şiirler.

En son okuduklarım; Dahiler ve Aşkları – Özcan Erdoğan / Yağmur Kızı Böyle Diyor – Lale Müldür / Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları – Fikret Otyam / Modernleşme ve Modern Türk Şiiri – Metin Cengiz / Sanatın Felsefesi Felsefenin Sanatı – Mehmet Yılmaz / Tanrı Yanılgısı – Richard Dawkins

OKUR YAZAR: Klasik sorumuz ama Pemra Oğuz 10 yıl sonra kendini nerede görüyor?

PEMRA OĞUZ: Tanrı cömert davranır ve ben 10 yıl daha yaşarsam, ruhumun hayalarıyla oynadıkça “birileri” zihinsel kasılmalarım ağzımdan hep şiirle boşalacak.

OKUR YAZAR: Pemra Oğuz’u sanata dair derin bakış açısıyla, hayatımıza giren; dizeleriyle aşkın ve cinselliğin içinde kayboluşlar ararken, kendi ritüelinde; sert söylemleriyle içindeki acıyan yanlarını bizlere gösteren bir şair olarak tanımaya başladık. Sizi takip edenlere sizin söylemek istedikleriniz neler? Bundan sonra neler bulacağız yazılarınızda?

PEMRA OĞUZ: Hep söylediğim gibi; Aşina olunanı aykırı bir dille sunuyor olmam bir seçim ama kurgu asla değildir. Ben işe okuyucunun dört duvarından birini yıkmakla başladım. Şiirimde erotik imgelere rastlamak mümkünken bundan rahatsız olan kesimde çok fazla. Şiirimle o zihniyete diş göstermeye ve erotik imgelere semptom muamelesi yapanlara orta parmak kaldırmaya devam edeceğim!

OKUR YAZAR: Son olarak Okur Yazar sayfası olarak, sizin dizelerinizi, sözlerinizi takipçilerine duyuran bir sayfayız. Bu bağlamda, Okur yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

PEMRA OĞUZ: Öncelikle bu söyleşi ile kendimi ifade etmem fırsat verdiğiniz için size teşekkür ediyorum. Okur yazar sayfanızdaki paylaşımları ilgiyle takip ediyorum ve tüm okuyucularıma yapmaktan utanmadıkları ” şeyleri ” okumaktan da utanmamalarını öneriyorum.

Okur YAZAR: Biz de vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ediyoruz ve edebi yolculuğunuzda başarılar diliyoruz. Yolunuz açık olsun Pemra Oğuz.

05.02.2013

Harun Atak: Şiir için taşın altına elimi değil, gövdemi koymayı düstur edindim”

Okur Yazar; geçen hafta Ali Lidar ile başladığı sevdiğiniz, merak ettiğiniz isimler ile yaptığı söyleşileri yayımlamaya devam ediyor. İkinci söyleşimiz, genç yaşta iki edebi ödül kazanan ve edebiyat dünyasında yankı uyandıran dizelerin altına imzasını atan Harun Atak!
Görsel
Okur Yazar – Harun Atak Söyleşimiz 

OKUR YAZAR: Harun Atak’tan bahseder misin biraz. Kimdir?
HARUN ATAK: Yazarken kendimi anlatmayı sevmediğim gibi söyleşilerde de bu tip soruları yanıtlamayı pek beceremem. Ben: ben’im. Yaşıyorum, okuyorum ve yazmaya çalışıyorum. Yaşamak, daha çok okumak ve daha az yazmak istiyorum. Hepsi bu.OKUR YAZAR: Genç yaşta iki şiir kitabın yayımlandı ve her ikisiyle de iki önemli şiir ödülünü aldın. Bunun sırrı nedir? Açıklar mısın?

HARUN ATAK: Şans diyelim. Ben kendimi kazdım, kendimden baktım evrene. Sonra rastlantı tanrısı beni has, sıkı şiirlerle, şairlerle tanıştırdı. Onları okudukça, daha çok sarıldım şiire. Attığım her adımda şiiri düşünmeyi, şiir için taşın altına elimi değil, gövdemi koymayı düstur edindim. Ben inatla şiire yürürken, o da bana kayıtsız kalmamış olabilir. Yazdığım şiirlerin ödüle değer görülmüş olmasıysa; büyük sorumluluk ve onur vericiydi. Taşımaya çalışıyorum, çalışacağım.OKUR YAZAR: Sosyal medya edebiyatı hakkındaki düşüncelerin nelerdir?

HARUN ATAK: Salt onunla olmaz. Onsuz da kalınmaz. Kalınmamalı. Yine de ben; kâğıdın, kitabın büyüsüne inananlardanım.

OKUR YAZAR: Şiirlerini ve yazılarını takip ettiğin isimler var mı?

HARUN ATAK: Elbette. Ben bir antoloji olarak ‘geleneği’, benden önceki kuşakları ve çağdaşlarımı okumayı hep önemsedim. Sevdiğim, takip ettiğim isimler yaptığım işlere, yazdığım yazılara, durduğum yere bakıldığında görülebilir. Ayrıca isim anarak işaret etmeye gerek olmadığını düşünüyorum.

OKUR YAZAR: Aynı zamanda Venedik Yayınları ve bünyesindeki Noktürn Yayınları’nın genel yayın yönetmenliğini üstleniyorsun. Yayın evinden kimlerin kitabı çıktı, yeni projeler, kitaplar var mı?

HARUN ATAK: Haziran 2012’de edebiyat ve şiir yayıncılığına kendi mütevazı katkımızı yapabilmek düşüncesi ve iştahıyla başladık yolculuğumuza. Ne kadar zorlu bir yol olduğunun bilincinde, elimizden geldiğince, yeni kitaplar yayımlama sevincini yaşamayı sürdürmek istiyoruz. Henüz fırına vermek üzere olduğumuz yeni kitaplardan bazılarıysa; Enis Batur, Hüseyin Peker, Kahraman Çayırlı, Tamer Sağır ve Nefise Karataş imzalarını taşıyorlar.

Şimdiye kadar 5 kitap Noktürn Yayınları yayın markamızla, 5 kitap da Venedik Yayınları bünyesinde yayımladık.

Noktürn Yayınları :Yitik Baykuş (2. Basım) – Azad Ziya Eren/ Yağmur Kızı Böyle Diyor – Lâle Müldür / Mi Bemol – Nurduran Duman /Akvaryum Konuşkanı – Emin Kaya / Gecel (2. Basım) – Harun Atak

Venedik Yayınları :Saf Acı – Jan Ender Can / Ağlama Meleği (3. Basım) – Jan Ender Can/ Kurtarılmış Yazılar – Necmi Selamet/ Utanmazlık Mahareti – Pemra Oğuz /Futbolun Romantik Çocukları – Osman Aktaş

OKUR YAZAR: “Hayatınızı değiştiren” etkilendiğiniz şair/yazarlar kimlerdir?

HARUN ATAK: İlhan Berk, Enis Batur, St. Mallarmé, C. Baudelaire diyebilirim.

OKUR YAZAR: Size yön veren ve başucu saydığınız kitaplar ile en son okuduğunuz kitaplar nelerdir?

HARUN ATAK: Başucu kitaplarımın listesi uzun olacak. Şöyle söyleyeyim;

Binbir Gece Masalları / İlahi Komedya – Dante/ Kötülük Çiçekleri – Baudelaire/ Şiirler – St. Mallarmé / Maldoror’un Şarkıları – Lautreamont/Bütün Şiirleri (YKY Delta Serisi) – İlhan Berk/ Opera – Enis Batur/Nil, İblise Göre İncil, Kandil, Sarnıç – Enis Batur/ Koma Provaları, Sütte Ne Çok Kan, Abdal Düşü – Enis Batur/ Doğu – Batı Divanı I-II-III – Enis Batur/ Başkalaşımlar I-II-III – Enis Batur/Anemon – Lâle Müldür/ Kaplan Kaplan – W. Blake/Dünyanın En Güzel Arabistanı – Turgut Uyar/ Herman Melville – Kâtip Bartleby/ Robert Musil – Niteliksiz Adam

Son okuduğum 10 kitabı da sayabilirim..

Ulyses – James Joyce (Armağan Ekici çevirisi) / Şiirler – Cesare Pavese / Rakım Sıfır – Enis Batur/ İmkânsız – Georges Bataille/ Erotizm – Georges Bataille /Bir Yıl – Jean Echenoz/Doğu Öyküleri – Marguerite Yourcenar/Hadrianus’un Anıları – Marguerite Yourcenar/Yaratma Cesareti – Rollo May/ Düşlemenin Poetikası – Gaston Bachelard

OKUR YAZAR: Harun Atak 10 yıl sonra kendini nerede görüyor?

HARUN ATAK: Eğer hâlâ yaşıyor olursa; Yine, hep şiirde!

OKUR YAZAR: Edebiyata, şiire ilgi duyan amatör yazanlara ne söylemek istersiniz?

HARUN ATAK: Haddime değil. Su akar yolunu bulur. Sadece çok okumak gerek. Israr ve istikrarla.

OKUR YAZAR: Son olarak Okur Yazar sayfası kısa süre olmasına rağmen her daim sizin dizelerinizi, şiirlerinizi paylaşarak yanınızda oldu. Okur Yazar sayfasını takip edenlere mesajınız nedir?

HARUN ATAK: Öncelikle bu ilginiz için mahcubiyetle teşekkür ederim. Edebiyat, kültür-sanat ekseninden şaşmadan paylaştığınız tüm gönderilerinizde samimiyetiniz ve beğeni çıtanızın yüksek değeri görülüyor. Eksik olmayın hiç. Takipçilerinizin de aynı şeyleri düşündüğüne inanıyorum. Ve içtenlikle selamlıyorum onları. Şiirle, hep şiirle!

OKUR YAZAR: Bize vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz. Yolunuz açık olsun sevgili Harun Atak.

23.01.2013

Ali Lidar: “Birilerinin yazdıklarımla ilgilenmesi okuyup paylaşması bile tuhaf!”

Okur Yazar; bugünden itibaren sevdiğiniz, merak ettiğiniz isimler ile yaptığı söyleşileri yayımlamaya başlıyor. İlk söyleşimiz, yazılarını yakından takip ettiğiniz Ali Lidar!

Görsel

Okur Yazar – Ali Lidar Söyleşisi

OKUR YAZAR: Okur Yazar takipçilerine kendinizden, bilmediğimiz Ali Lidar’dan bahseder misiniz?

ALİ LİDAR: Bu soruya bana her sorulduğunda verdiğim cevap paralelinde yanıt vereyim. Kendimi tanıdığımı düşünmüyorum aslına bakarsanız. Anlamadığımdan da adım gibi eminim. Belki de kendimi bildim bileli en çok çaba gösterdiğim şey kendimi anlamaya çalışmak ve görüldüğü gibi çok başarılı olduğum söylenemez.

OKUR YAZAR:Sürekli olarak Ali Lidar’a sorulan soru biliyoruz ama sormak gerek zira okurlarınız ve sayfa takipçilerimiz de bilmek istiyor. Ali Lidar kitap çıkaracak mı?

ALİ LİDAR: Öncelikle kitap yazmak gibi bir isteğim olmadı. Bunun en büyük nedeni üşeniyor olmam. Yazıları tek tek gözden geçirmek eklemek, düzenlemek. Kim uğraşacak diyorum aklıma geldikçe. Ayrıca basılmaya değer şeyler yazdığımdan bile çok emin değilim aslında. Yani ben o kadar kişisel şeyler yazıyorum ki birilerinin bunlarla ilgilenmesi, okuyup paylaşması bile tuhaf geliyor açıkçası…

OKUR YAZAR: Ali Lidar yazılarını sık sık sosyal medya platformlarında görüyoruz. Peki Ali Lidar sosyal medyada edebiyat hakkında neler düşünüyor ve takip ettiği isimler var mı?

ALİ LİDAR: Açıkçası çok yakından takip ettiğimi söyleyemem. Ama özellikle blogları çok önemsiyorum. Yakın bir gelecekte basılı edebiyatla yarışır hale geleceğini düşünüyorum blogların. Takip ettiğim bir kaç isim var elbet. Alper Gencer şiirlerini çok önemsediğim bir şair örneğin.

OKUR YAZAR: Son okuduğunuz kitaplar peki?

ALİ LİDAR: Thomas Bernhard’ın Düzelti’sini ve öncesinde Jean Baudrillard, Kusursuz Cinayet.

OKUR YAZAR: Biz başından itibaren sizin yazılarınızı severek paylaşıyoruz. İnanıyoruz ki, isminiz çok daha iyi yerlere gelecek. Peki, Ali Lidar kendini on yıl sonrasında nerede görmekte?

ALİ LİDAR: Hiçbir fikrim yok inan. Muhtemelen eğer yaşıyor olursam öğretmenlik yapmaya devam ediyor olurum. Yazdıklarımla ilgili olarak soruyorsan bu soruyu onu hiç bilemiyorum. Ne yazıyorsam sıkıntıdan yazıyorum ben zaten. Bakarsın sıkılmayı bırakırım bir gün. O zaman da artık tek satır bile yazmam muhtemelen.

OKUR YAZAR: Ali Lidar edebi ve felsefi yönüyle oldukça dikkat çeken bir isim. Aynı zamanda naif ve arabesk ruhuyla, kaybedenlerin sözcüsü oldu bir bakıma. Peki bundan sonra neler bulacağız yazılarınızda.

ALİ LİDAR: Aslına bakarsan yazmaya dair hiçbir planım yok. Çoğu zaman yazdığım şiir ya da öyküyü bu son yazdığım şey psikolojisi ile yazıyorum. Benim problemim bu galiba. Yazmak için gereken standart bir ciddiyet olmalı ama bende bunun esamesi bile yok maalesef…

OKUR YAZAR: Okur Yazar sayfası kısa süre olmasına rağmen, her daim sizin yazılarınızı sözlerinizi paylaşarak yanınızda oldu. Okur yazar sayfasını takip edenlere son olarak mesajınız?

ALİ LİDAR: Herkese çok teşekkür ediyorum… Okur yazar yöneticilerine yazılarımı paylaşmaya değer buldukları için, takipçilerine de yazılarıma gösterdikleri ilgi için ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Eyvallah…

OKURYAZAR: Bize vakit ayırdığınız için bizde size teşekkür ediyoruz. Yolunuz açık olsun.

15.01.2013