Umay Umay: “Kalanımı merak ediyorum. Soluşumu, yolculuğun sonunu.”

Umay Umay, müziği ve tavrıyla 90’lı yıllara damga vuranlardan. Popüler olmak gibi amacı olmadı hiç. Ama işleri hep takip edildi. Müziğinin yanı sıra şiir kitaplarıyla beğeni topladı; fotoğrafçılığıyla ilgi çekti. Umay Umay ile kitaplarını, hayatı, sosyal medyayı, müzik, şiir ve fotoğrafı konuştuk.
Görsel
OKUR YAZAR – UMAY UMAY SÖYLEŞİSİ
OKUR YAZAR: İlk albümünüz “Umay Umay” oldukça ses getirmişti. Barlas sözleriyle; Teoman, Şebnem Ferah, Özlem Tekin vokalleriyle size eşlik etmişlerdi. Nasıl anımsıyorsunuz o zamanları?

UMAY UMAY: Çok alkollü. Dumanlı. 5 vites. Kahkaha, kavga, ihtiras, tutku gibi gibi..

OKUR YAZAR: Beyoğlu deyince siz akla gelirdiniz? Hayal kahvesi? Nasıldı peki Beyoğlu’nda hayat o yıllarda? Şimdi nasıl?

UMAY UMAY: Kimse adına konuşamam ama her şey gibi Beyoğlu da değişti. Evet ben Beyoğlu’nu cesur ve güzel yaşadım. Şimdi orada onları yaşayacak ne kültür var ne de ben gencim. Kendimizi bir aile gibi görüyorduk. Burnumuzun kanayacağını bile bile atlıyorduk her meseleye çünkü arkamızda kocaman bir aile vardı. Kimse kimseye sırtını dönemezsin. Ayıptı dönmek. İçip içip el ele koşardık düşünsene. Şimdi Beyoğlu’nda hayat olağan ve silme ofis. Oradaki evimi kapatmam. Orası benim de kendimi hatırladığım duygusal, öfkeli, mavi saçlı ofisim. 

OKUR YAZAR: Daha sonrası Mete Özgencil ile yollarınız kesişiyor? Mete Özgencil deyince Umay Umay neler söylemek ister?

UMAY UMAY: Yaklaşıp uzaklaşan uyum…

OKUR YAZAR: Bütün bu süreçlerden, bu denli üretkenliğin ardından; bir suskunluk dönemi mi yaşadınız? Neler oldu sonrası?

UMAY UMAY: Evet. Uzun süre canım hiçbir şey istemedi. Evlerden de dışarı çıkmıyordum. Kendimden bile dışarı çıkmıyordum. Bu iyi oldu. Hissettim, hissettim, hissettim. Hayal ettim, hayal gördüm, hayallerimi hayal ötesi yerlere taşıyabildim. Sarsıcıydı. Bedenimi bile yavaşlattım. Ordan oraya atlamamayı hem bedenimle hem zihnimle çalışıp öğrendim. Kendim için sihirli olana yaklaştım. Onu sevdim, korudum, büyüttüm. Çocuklarım için yemek yapmayı öğrendim. 

OKUR YAZAR: Çiğdem Erken’in yeni albümü “İstanbul Kızı”, Ada Müzik’ten yayınlandı. Albümde yer alan “Naz” adlı şarkı için Cevapsız Ağrı’dan bir şiir okudunuz, Sesle öpüşmeyi özlediğinizi söylemiştiniz. Böyle sürprizler görmek, dinlemek istiyoruz, var mı ufukta projeler?

UMAY UMAY: Bir iki düet sözü verdiğim halde gidip söyleyememiştim. Çok sevdiğim müzisyenler üstelik. O adımı bir türlü atamadım. Yapamıyorum, gelemiyorum diyerek özür diledim. Anladılar. Çok kapalı yaşadığımı ve şarkı söylemekle ilgili sorunlarım olduğunu biliyorlardı. Daha doğrusu dışarıyla ilgili sorunlarım. Çiğdem’e şiirimi okumaya gittim ve stüdyoda mikrofona birkaç adım kaldığında ağlamak istedim. Ağlamadım tabi ama bedenim sanki eski umay’a çok hızlı geçiş yaptı. Birden bire, inanamadım kendime. Daha şiiri okumadan hissettim başıma ne geldiğini. Stüdyodan çıktığımda Beyoğlu’nda gözlerimden yaşlar akıyordu. Dedim; Umay seni çok özledim.. ve albüm yapmaya karar verdim. 

Eğer yine kaçmazsam ekimde stüdyodayım müthiş bir ekiple.

OKUR YAZAR: Harika haber bu söyleşimizi okuyanlara müjde olsun ilk bizim vasıtamızla o halde. Peki, siz şimdiki zamanın şarkılarını nasıl buluyorsunuz?

UMAY UMAY: Her zamanki gibi iyiler ve kötüler, tuhaflar ve vasatlar. Öyle ilerliyor zaman da, şarkılar da. Çok sevdiklerim var elbet. 

OKUR YAZAR: Yazarlık mı yoksa şarkı söylemek mi? Hangi ruh halleri bir diğerine yakınlaştırır sizi? Şimdi neresinde Umay Umay?

UMAY UMAY: Hayat değil kendiniz! Kendiniz kendinizi öyle bir yere götürürsünüz ki artık birinin diğerinden fazla farkı yoktur. Artık ne yaparsanız onu seviyorsunuzdur. Bu dikiş dikmek bile olabilir. Ki dikiş de farklılıklarını yarattığı an büyük sanat. Bence elbette. Müziğe çok uzak kaldım, ondan korkuyorum. Yazmaksa hep yanımdaydı. Elbiselerime kadar yazdım. Kalkmaya üşenip çarşaflara yazdım. Yazıyla batarak çıkarak beraberlik evet!Evet de hep müziğe gömüldüm. Hep.

OKUR YAZAR: Şarkı ve şiirlerinizde canı yanmış ama yine de hiçbir şeye ‘eyvallah’ı olmayan bir kadın var. Öyle midir gerçekte Umay Umay?

UMAY UMAY:  Öyleyim, sanki.

OKUR YAZAR: Kırmızı? Umay Umay rengi sanırım. 
Yazı ve şiirlerinizde insan hissediyor vurgusunu ?

UMAY UMAY: Kırmızıyı sevmeyen yoktur. Haa vardır vardır, korkaklar sevmez evet.

OKUR YAZAR: Nette hakkınızda bir çok şey yazılmış çizilmiş. Çoğu güzel şeyler. Bir tanesi vardı,”camlar ülkesinin kraliçesi olduğuna inananlar için kalbi camdandır” Etkileyici bir tanımlamaydı? Umay Umay’ın kalbi çok mu kırıldı? Aşk hakkında ne söylemek ister, bu denli derin yaşayan ve yazan bir kadın olarak?

UMAY UMAY: Kırıklar üstüne çok laf etmeyi sevmiyorum artık. Üretirken tepemde duran algıyı, altımdaki denizi, yanımdaki kuyuyu, arkamdaki dağı artık röportajlarda dillendirmek istemiyorum. Kaldı ki iyi bir okuyucularım bu soruların cevabını kitaplarımda keşfettiler. 

Beni sevenler hakkımda güzel laflar eder doğru. Sağ olsunlar. Ama kimsenin görüşünü ne olumlarım ne olumsuzlarım. Memnuniyetim de memnuniyetsizliğim de ben de saklı kalsın. 

Yine de çok sevilmeyen biri olarak beni sevmeyi denemiş veya başarmış herkese tek tek tüm kalbimle teşekkür ederim.

OKUR YAZAR: “Ben insanın doğduğunda Tanrı’ya ulaştığını düşünüyorum.” Bu düşüncenizin özünde yatan neydi içinizde? 

UMAY UMAY: Tam da dediğim gibi “Ben insanın doğduğunda Tanrı’ya ulaştığını düşünüyorum.”işte. O kadar net. 

OKUR YAZAR: Kitap kapaklarındaki görseller sizin eseriniz. Fotoğrafla olan yakınlığınız nasıl başladı? Hatta fotoğrafa olan ilginiz arkadaşınızı kaybetmenizle başlamış?

UMAY UMAY: Bir tutunma meselesiydi. Anı sesle yakalamak ne büyülüydü. Susmanın en kıymetli yollarından biriydi. Hem hareketli hem dondurucu. Fotoğraftan çok şifa aldım. Ağrı kesiciler bile fotoğraf kadar şifa vermedi bedenime. Şimdi sadece kendimi çekiyorum. Niye mi? Kalanımı merak ediyorum. Bana benden ne kaldıyı. Soluşumu, yolculuğun sonunu. Gülerek ya da üzülerek. Merak tetikleyicidir. 

OKUR YAZAR: Çekim yaparken nasıl oluyorsunuz? Fotoğrafla ilgili paylaşmak istediğiniz projeler?

UMAY UMAY: Meraklı. Gergin. Heyecanlı. Sergi kabul etmiyorum. Kitap olarak basılacak. Daha var.

OKUR YAZAR: Bütün bu çalışmalarınızı nereden takip edebiliriz? 

UMAY UMAY: Arayan bulur aslında. Sadece twitterımda bile adresleri var. 
çok adres vermek iyi değil 

OKUR YAZAR: 34 U 442/Veda Busesi, Orospu Kırmızı, Rüya Duvarları, Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli, Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz’den sonra geçtiğimiz ay yayımlanan Cevapsız Ağrı ve Umay Umay Remix. Yolda yeni kitaplar, projeler var mı?

UMAY UMAY: Var. Cem Adrian la sadece ikimizin olduğu- defter+cd projem var. becerebilirsek o yayınlanacak hemen. Önümüzdeki ay buluşacağız. Bakalım olur mu. Bilemiyoruz. Ki onla kahve içmemiz bile müzik gibi. 

OKUR YAZAR: Sözlere dokundukça kanayan ve karanlık çıkmaz sokakta bir ağacın gölgesi arkasına saklanmış küçük bir kız çocuğu seziyor insan sizi okudukça? 

UMAY UMAY: Eşşek kadar kadın olarak buna ne diyeceğimi bilemedim. 
Kaçabilir miyim?.)

OKUR YAZAR:  Tamam şöyle sorayım o halde. “Bir şeye, bir ada, bir konuma ait olmayı hiç sevmiyorum.” demiştiniz bir söyleşinizde. Bu ruh halinde misiniz çoğunlukla?

UMAY UMAY: Demiştim, evet öyle. Öyle hissediyorum. Öyle davranıyorum. Öyleyim…

OKUR YAZAR: Hayatınızda kalemiyle önemli bir yere sahip Füruğ Ferruhzad deyince neler söylemek istersiniz, nasıl bir bağ kurdunuz? 

UMAY UMAY: Furuğ denince akan sular da durur, yazılan şiirler de, kırmızı güller bile durur. Furuğ hep yanımdadır. Daha ne diyeyim bilmem ki. Bir gün sadece ona bir gül bırakmak için İran’a gideceğim. 

OKUR YAZAR: “Çok güzel seviştim. Her şeyle seviştim. Hayatla, müzikle, her şeyle. O seks yaptıklarını sananların ulaşmak istedikleri yerde o kadar çok vakit harcadım ki.”der Umay Umay. Peki insanların ulaşmak istedikleri noktaya vardıklarından onları canlarının yanışı ve hayal kırıklığı mı bekliyor ?

UMAY UMAY: İnsanlar; bu can yanması, kırıklık, kırgınlık gibi duygularla çok farklı duygularmış gibi ilgililer. Oysa onlar uyumak uyanmak, su içmek, neşelenmek, hatta mutluluktan gerinmek kadar doğaldır ve onlar kadardır. Ayrıca bir ruhun yorulacağına inanmam. Yeri azalır. En azından bende öyle. Yorgun değilim yerim az. Fazla şey alamayacak kadar dolu. Bu aksine dinamik demek. Sobada elinizin yanması bazen kalbinizin yanmasından daha şiddetlidir. Bu yanma kavrulma hallerine çok mesafeli olunmalı. ACIM HADDİNİ BİLİR! Haddini bilmeyen acıdan da hoşlanmam. Acı mağrur bir şey.. Onu ucuzlatamam. Boynunu eğemem. Acının boynu diktir. Bunu bilenin acısı mağrur, dik, mesafelidir evet. 

OKUR YAZAR: Kazım Koyuncu ile paylaşmak istedikleriniz. 
Bir söyleşi yapmıştınız en son?

UMAY UMAY: Kazım’la ilgili röpörtajları hep reddettim yanılıyorsunuz. Arkasından yapılan cd’ye yazı bile vermedim. Televizyonlarda caf caf konuşmadım. Yasımı saklı, korunaklı yaşadım. Bazen kendi özel röportajlarımda soruların bazılarına kısa cevaplar verdim. Kazım gitti, bu kadar. Henüz konuşmak için erken. 

OKUR YAZAR: “Kuzey bir zamanlar doğduğum yerdi, sonra küstüğüm ve kaçtığım yer oldu, sonra bütün ruhum bir kuzey uçurumu gibi şekillendi” Hala o uçurumlarda mı geziniyor, o rüzgarı hala yüzünde hissediyor mu Umay Umay?

UMAY UMAY: Sık sık ve çok sert hissederim hala…

OKUR YAZAR: Peki, sosyal medya hakkında düşünceleriniz neler? Sosyal medyanın hızla yayılmasıyla farklı bir yazar kuşağı ortaya çıkıyor. Ayrıca klipler video platformlarında tıklanmayla değer görüyor artık, Popüler kültürün belki sonucu, siz nasıl görüyorsunuz, baş döndürücü bu süreci?

UMAY UMAY: Başım dönmüyor. İlgiyle izliyorum. Azaltıcı buluyorum sadece. Çelimsiz ve azaltıcı. Hem kitabını bastıramayan- şarkısını, filmini yaptıramayan genç elbette kendi yapar kor. Bunda şaşılacak, küçümsenecek bir şey görmüyorum. Ama her şey çöplüğe dönünşünce elbette azalma, değersizleşme başlar. Şeker hastalığı gibi görüyorum bütün olanı biteni. Bir yeri onarırken diğer yer hastalanıyor. 

OKUR YAZAR: Sosyal medyada edebiyat yapılabilir mi ve takip ettiğiniz isimler var mı?
UMAY UMAY: Takip ettiğim edebiyat blogları, yazarları yok. Edebiyat her yerde yapılabilir. Edebiyatsa da değilse de. İyi edebiyat her yerden görünür. Ama nette ama kağıtta, ama bir bakışta.. benim için etkilemenin kuralları, mekanları, patronları yok. Etkile de nerde, neyle, nasıl etkilersen etkile.

OKUR YAZAR: 2013 ve duyarlı tüm insanların hayatına damga vuran Gezi Parkı direnişi hakkında Umay Umay neler söylemek ister?

UMAY UMAY: Çok güzeldiler. Çok haklıydık. Hep beraber Çarşı’lı olduk. Bu eylemde insanlar ve etkileme gücü adına incelenmesi gereken tek adres Beşiktaş çArşı. İlk sinerjiyi ve cesur sinerjiyi onlar yaydı. Tümüyle onlar yaydı. Onları çok seviyorum.

OKUR YAZAR: Sizi okumak, dinlemek, fotolarından seyretmek zamansız geliyor insana. Zamansızlığı hakkında neler söylemek ister Umay Umay?

UMAY UMAY: Ayıkken görülen rüyalar….

OKUR YAZAR: Okur Yazar sayfası sosyal medyada kültür sanat edebiyat alanında yepyeni bir heyecan katmak için yola çıkan bir oluşum. Okur Yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

UMAY UMAY: İlgiyle takip ediyor ve beğeniyorum. Kısaca kendinize batıp çıkın. Gerisi çer çöp bu ortamda..

OKUR YAZAR: Teşekkür ediyoruz sevgili Umay Umay bize vakit ayırdığınız için.

UMAY UMAY: Ne demek zevkti, ben teşekkür ederim.

Foto: Umay Umay

 
 
 

Mete Özgencil: “Yazı cehennemde ayakta kalmaya yarıyor!”

O hem söz yazarı, hem besteci, hem şair, hem yazar, hem ressam, aynı zamanda senarist ve yönetmen…

Çektiği klipler, aldığı ödüller, sayısız hit şarkıya yazdığı sözlerle Tarkan’dan Nilüfer’e, Hande Yener’den Candan Erçetin’e, Umay Umay’dan Gökhan Kırdar’a, Gülben Ergen’den Nükhet Duru’ya ve Yeni Türkü’ye sayısız sanatçıyla çalışmış, Türkiye’nin en önemli starlarının zirve yürüyüşündeki önemli mihenk taşlarından biri olmuş; sanat yönetmenliğini yaptığı Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri ve senaristliğini yaptığı Mum Kokulu Kadınlar filmleriyle ödüller kazanmış, Uzay Heparı’nın kült haline gelmiş Gece, Melek ve Bizim Çocuklar’ı filminin de sanat yönetmeni, üstüne bir albüm ve bir de kitap çıkarmış son 20 yılın en önemli sanat adamlarından biri olan Mete Ozgencil Okur Yazar’ın konuğu oldu ve sorularımızı içtenlikle cevapladı…

meteözgencil

METE ÖZGENCİL – OKUR YAZAR SÖYLEŞİSİ

“Yazı cehennemde ayakta kalmaya yarıyor!”

OKUR YAZAR: Hoş geldiniz ve bizi kırmadığınız için teşekkür ediyoruz Mete Bey. Siz Türkiye’nin son 20 yılda gördüğü en önemli ve çok yönlü sanat adamlarındansınız. Geniş kitleler sizi yazdığınız şarkılar ve çektiğiniz kliplerle tanıdı. Bir çok güzel projeye imza attınız. Bütün bu süreçlerden, bu denli üretkenliğin ardından Mete Özgencil bir suskunluk dönemi mi yaşadı? Neler oldu bizle paylaşır mısınız?

METE ÖZGENCİL: Teşekkür ediyorum sizlere öncelikle. Şöyle anlatayım süreci; en başta 1999’da 17 Ağustos depremi oldu. Trabzon’da Yeni Türkü’ye yazdığım Nakka şarkısı için klip çekmeye gitmiştik. Gittiğimiz gece sabaha karşı deprem olmuş. Uyandığımızda Trabzon’da elektrikler yoktu. İstanbul yanıyor deniyordu. Telefonlar felçti. Bir gün sonra dönebildik. Döndüğüm şehir, bildiğim şehir değildi sanki. Bildiğim insanlar da keza. ”Elbette” albümü yeni bitmişti. Nasıl olduysa bunu da atlattı insanlar, fazla sıkamadılar canlarını. Tadım kaçmıştı iyice. Çıkan sözler de bilendikçe bilenmeye başladı. Kimseye verilecek gibi değildi. 2000’de Devrim’le tanıştık, Karaoğlu, Los Angeles adıyla DK. Bir başka proje için başlayacaktık, bir kaç seans sonra anladım ki benim söylemem gereken sözlermiş bunlar. O sırada Tarkan’ın “Karma” albümü için buluştuk. “Verme, Uzak, O’na Sor” çıktı. “Benim Olmalı” albümü 2001 de çıktı. Bu sefer de İkiz kuleler olayları patladı. Hatta ”Bir Bana Vurulmuş Ol” un klibi için görüntü yönetmeni Hasan Gergin ile görüşürken Devrim aradı. O bana Dady der, ”Dady televizyonu aç” dedi. Açtım. İkinci uçak gökdelene girdi. Hasan’a döndüm; ”Klip mlip yok, ekonomi bitti” dedim. Bir süre öyle oturduk. Sonra gökdelen penceresinden atlayan adamın duvara çarparak düşüşü….Derken, 2002 krizi…
2003 yılında Nilüfer ”Acılara Son”, 2004 Hepsi gurubu ilk albümünde “Olmaz Oğlan, Çok Güzelsin, Ben Özgür Değilim, Olta, Dün Tattın”, 2004 Hande Yener ”Hoş geldiniz” ve ”Bir İz Gerek”, Yine aynı yıl Mine Çayıroğlu’nun bütün albümü ”Zümrüt Gibi”, 2005 Hande Yener ”Apayrı” albümünde Apayrı, Şefkat Gibi, Nasıl Zor Şimdi, Aşkın Ateşi, Kanat, Sakin Olmalıyım, Unut falan filan derken 2013 Mabel Matiz ”Zor Değil”e kadar geldik işte. Sayarken bunaldım sahiden de 

OKUR YAZAR: Nefes aldıralım size o halde… Oldukça zor sancılı süreçlermiş gerçekten. Peki, 2011 yılında yayınlanan “Zor anahtarı” kitabınızın ön sözüne “Yazmaktan başka tek bir çare vardı bazı geceler, o da çare değildi” demişsiniz bir söyleşinizde.

METE ÖZGENCİL: Evet, bu söz ön sözde var. Gayet anlaşılır aslında, “Yazmaktan başka tek bir çare vardı bazı geceler, o da çare değildi”

OKUR YAZAR: Oldukça derin ve melankolik bir tanımlama geldi. Peki Mete Özgencil ne düşünüyor “yazmak” hakkında? Biraz yazar kimliğinizi konuşmak isterim. Ülkedeki en iyi şarkı yazan, sanata ve hayata bakış açısına dair böyle derinlikler taşıyan sizi bulmuşken hazır…

METE ÖZGENCİL: Kitabın sonunda da bu konudaki fikrim yazılı. “Yazı cehennemde ayakta kalmaya yarıyor” demişim 2004’te. Belki siz öyle diyorsunuz ama geçen günlerde bir müzik eleştirmeni; Söz yazamadığını söylediği bir genç besteci-söz yazarına, madem yazamıyorsun, git güzel söz yazarları var bu ülkede, onlardan al deyip örnek olarak Aysel Gürel’in daha bestelenmemiş birçok sözü var dedi  Yaşayan yok yani:)

OKUR YAZAR: Herkes ahkam kesiyor bu ülkede Mete Bey demek ki.. Peki şöyle sorayım. Şarkı yazmak, hikaye yazmak, senaryo yazmak, şiir yazmak, kitap yazmak..
“Yazmak” hayatınızın en önemli mihenk taşlarından olmalı sizin. “Yalnızlıklarla mı” besleniyor ruh? Siz nasıl anlatırsınız yazma serüveninizi. Ve ne itti sizi yazmaya? Ne zaman fark ettiniz? Yaşamınızdaki esin kaynağı kim olmuştur?

METE ÖZGENCİL: Yazmak seçilecek bir şey gibi gelmedi bana. Üstüme kaldı sanki. Yoksa ben kendimi ressam sanıyordum.

OKURYAZAR: Ah evet, ressam kimliğiniz var aynı zamanda. Çalışmalarınız devam ediyor mu?

METE ÖZGENCİL: Arada bir kalkışıyorum ama resim öyle arada yapılacak bir şey değil. Ya onunsundur ya da hiç bir şeyin!

OKUR YAZAR: Yazmakla ilgili soracağım yine; İnsan mutluyken yazabilir mi?

METE ÖZGENCİL: Hayır. Düşünen birinin mutlu olma tehlikesi yok bu gezegende….

OKUR YAZAR: Peki Mete Bey, “Kitle, sağlığı ve uyukluğuyla gurur duymaya itilirken, derdinden utandırılmakta” diye bir cümleniz var.. Toplum olarak büyük dertler çekmiş, uzun süreçlerden geçmiş bir kuşağın önemli temsilcilerinden olarak olarak, hala derdini saklayan, derdinden utanan bir toplum mu gözlemlediğiniz?

METE ÖZGENCİL: Şu an itibariyle bu tamamen değişti. Yaşayanlar bilir; yıllarca aynı yerde sayan zaman, an gelir ters-yüz olur. Müdanasızlık yaygınlaşsın gayretiydi olanlar. Ciddiyet sıkıcı görünsün ki, imaj jandarmaları yönetsin insanı. Az düşünen insanı tabi. Giderek de hiç düşünmeyen insanı. İnsan öyle bir şey değil elbet. İnsan ”Onur”lu olmayı sever. Uzun süre aşağılanamaz. Sigortalar atıverir. Öyle ”Masum Değiliz, hiçbirimiz” yemez. ”Herkesin mutlaka saklanacak bir suçu vardır”a güvenerek genelleme yapamazsınız. İnsan ”Aşk”sız yaşayamaz. Aşk ise sadece kahramanların başına gelir.

OKUR YAZAR: Edebiyatla ilgili düşünceleriniz neler desek? Sizi etkileyen kitaplar nelerdi bir de?

METE ÖZGENCİL: Berbat bir okurum ben. Yaşamaktan alıkoyup kendimi okutamadım. Bir de okuduğumu sevmişsem onunla uzun zaman meşgul olurdum. Anladım ki ne kadar çok okursam, o kadar az kendim kalacağım. Bu benim için geçerli elbet. Bu arada “Yüz Yıllık Yalnızlık ve Yeraltından Notlar” aklımı uçurmuştu.

OKUR YAZAR: Zamanında Remzi Kitabevi’nin çilek serisi için çok hoş kitap tasarımlarınız oldu. Böyle bir proje ya da tasarım anlamında çalışmalar görebilecek miyiz sizden?

METE ÖZGENCİL: Henüz böyle bir talep almadım…

OKUR YAZAR: Umay Umay’ın bir şarkısında “Ayaz vur vuracaksan, hiç utanmadan kıyamet sende, kop kopacaksan” demiştiniz. Çok etkileyiciydi, bir çok sözünüz gibi. Bu denli yoğun ve az söyleyip nasıl bu denli çok dokunuyor insana sözleriniz, şiir kitabınız da da az ama içi dolu sözcüklerle derinlere dokunmuştunuz..

METE ÖZGENCİL: Umarım dediğin gibidir. İnsanların uzun metinlerle uğraşacak kadar dinç dimağları yok. Onlara bir şey söylemek istiyorsanız kısa, açık ve sahici olmalısın. Bu yüzden seviyorum şarkı sözü denilen şeyi. ”Söz” demek, denecek hale gelecek kadar süzülmüş anlam demek benim için. İster şarkıda ister boşlukta. Yoksa müziğin üstüne kelime yazmakla bir alakası yok dediğimin. Kimileri, mübarek gerdanına inci diziyor sanırsın.

OKUR YAZAR: Bir dönem müzik piyasasında imzanızı her yerde görüyorduk. 2001’de çıkan ilk ve tek albümünüz hala insanların evlerinde, arşivlerinde mevcuttur. Daha sonra albüm yapmayı düşündünüz mü? Düşünüyor musunuz?

METE ÖZGENCİL: Görürdünüz evet. Sonra, kliplerden yazılar kaldırılınca göremediniz.
Şu sıralar tekrar düşündürmeye başladı kendini .

OKUR YAZAR: Türkiye’nin en önde gelen sanatçılarıyla çalıştınız, destek verdiniz. Yollarınız kesişir mi yeni projelerde ve beraber çalıştığınız kimler var, şu sıralar Mete Bey?

METE ÖZGENCİL: Bazılarıyla kesinlikle kesişmez o yol. Şu ara diye isim veremem. Günler ne getirir bilinmez.

OKUR YAZAR: “Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri” ve “Gece, Melek ve Bizim Çocuklar”ın sanat yönetmeniydiniz. Ayrıca “Mum Kokulu Kadınlar”ın senaristi. Tekrar bir film yapacak mısınız?

METE ÖZGENCİL: Hiç hevesim yok desem yeridir.

OKUR YAZAR: Sosyal medya hakkında düşünceleriniz neler? Sosyal medyanın hızla yayılmasıyla farklı bir yazar kuşağı ortaya çıkıyor. Ayrıca klipler video platformlarında tıklanmayla değer görüyor artık, Popüler kültürün belki sonucu, siz nasıl görüyorsunuz, baş döndürücü bu süreci?

METE ÖZGENCİL: Çeşitlilik iyidir elbet. Yazışmadan yanayım ben. Konuşunca uçuyor denir ya doğru. Bazı insanlar karşısındakinin hafıza zayıflığına güvenerek konuşuyor zira. ”Niye böyle söyledin” diyorsun, ”ben öyle söylemedim ki” diyor. Yazınca büyük lüks. Dön başa oku, beklerim diyorsun. Uçuyor vatandaş.

OKUR YAZAR: Son Gezi Parkı direnişi hakkında Mete Özgencil neler düşünüyor?

METE ÖZGENCİL: Cetvel değişti diyorum.

Okur Yazar sayfası sosyal medyada kültür sanat edebiyat alanında yepyeni bir heyecan katmak için yola çıkan bir oluşum. Okur yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

METE ÖZGENCİL: İçselleştirmeden, ne okusan ne yazsan, olmaz. Bunun yolu inanmaktan, teslim olmaktan geçer. Bütün iyi niyetinize rağmen karşıysanız, vazgeçme hakkını kullanabilirsiniz demektir.Ben sizi kutluyor ve tüm takipçilerinize selamlarımı iletiyorum. Sevgiyle…

OKUR YAZAR: Bizde size teşekkür ediyor ve sanat hayatınızda sonsuz başarılar diliyoruz Mete Bey….

Çisel Onat: “Başına doğrulttuğun silahı bir kereden fazla ateşleyemezsin. Aşk tam da budur!

Söyleşilerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Biliyorsunuz daha önce; Ali Lidar, Harun Atak, Pemra Oğuz, Dilek Erkılınç, Oğuz Bal, Batuhan Dedde, Aytuğ Akdoğan ile söyleşi gerçekleştirmiştik. Bu keyifli sohbetlerimize linkten http://on.fb.me/XsqHeJ ulaşabilirsiniz.

Bu haftaki konuğumuz “Sevişmenin Hiçbir Riski Yoktur İçinde Aşk Yoksa” ve “İki Satır Aşk” kitaplarının yazarı Çisel Onat

O, hem aşkı ve ayrılığı yazan güzel bir kadın, hem pop dünyasının önemli isimleriyle çalışan ekibin en önemli ismi ve de Murat Boz’a şarkı sözü verebilen bir söz yazarı. İşte biz de on parmağında on marifet olan Çisel Onat’ la edebiyat, müzik, hayat ve aşk hakkında keyifli bir söyleşi yaptık. Lafı uzatmadan sizi Çisel Onat ile baş başa bırakıyoruz.

Görsel

Okur Yazar – Çisel Onat

OKURYAZAR: Okur Yazar takipçilerine kendinizden, bizim bilmediğimiz Çisel Onat’tan bahseder misiniz biraz? Çisel Onat’ın hikâyesi? Neler yaptı bunca zaman? Nasıl bu noktaya gelebilmiştir?

ÇİSEL ONAT: Yazan kimliğim ilkokulda yazdığım ve ödüller aldığım kompozisyonlar sayesinde şekillendi. Bir gün mutlaka yazarak yaşayacağımı biliyordum o zamanlarda bile… Çok aktif, son derece sosyal ama bir o kadar da çok ders çalıştığım bir öğrencilik hayatım oldu. Ne istediysem eğitimim konusunda, çoğunu elde edebildim diyebilirim. Müjdat Gezen Sanat Merkezi Şan-Solfej bölümü mezunu oldum lise eğitimim devam ederken. Sonra Bilkent Üniversitesi İngilizce Türkçe tercümanlığı bitirdim. Çeviriler, yazılar, bir yandan da hayatın akışıyla yaşıyorum…

OKURYAZAR: Şiirleriniz, yazılarınız ve kitabınız. İnsanlar Çisel Onat’ı okuduklarında kendilerinden bir şeyler buluyorlar, sizi takip ediyorlar. Bütün bunları nasıl başarıyorsunuz. Yıllar önce geldiğiniz noktayı hayal etmiş miydiniz?

ÇİSEL ONAT: Kitaplarımda, şiirlerimde ve yazılarımda paylaştıklarım hep hayata ve bazen de hayale ait şeyler… İşin özü; yaşadım aslında… Yaşadım, hissettim, biriktirdim ve samimiyetle yazdım… Okuyanlar da bu samimiyeti sahiplendiler ve gitgide birbirimize alışıyoruz… Çok güzel mailler, mesajlar alıyorum okurlarımdan, yazdıklarımla ağlıyorlar, gülüyorlar, umutlanıyorlar hayata dair ne varsa bir şeyler buluyorlar. Bunu çok seviyorum. Ruhlarına dokunabilmek çok özel bir hediye benim için… Bulunduğum noktaya en başta da belirttiğim gibi çocukluk döneminden beri yazarak geldim. Ki henüz bulunduğum yer sadece bir nokta, üzerine bir çubuk daha ekleyerek onu bir ünlem haline getirmek gerek… Hedefim daha çok insana ulaşabilmek…

OKUR YAZAR: İlk kitabınız: “Sevişmenin Hiçbir Riski Yoktur İçinde Aşk Yoksa” ve “İki Satır Aşk” sonrasında. Bütün bu cümlelerin ardında güzel bir kadın Çisel Onat! Anlatır mısınız biraz bize? Kitaplar? Nasıl anlatırsınız, insanlar neler bulacak, buluyorlar? Ve yeni projeleriniz olacak mı?

ÇİSEL ONAT: Öncelikle güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Böyle şeylerden çok utanıyorum. Hemen yanaklarım kızarıveriyor ama bunun yanında da “Sevişmenin Hiçbir Riski Yoktur İçinde Aşk Yoksa” isminde bir roman yazabiliyorum. İşte aslında ben beni yazının içine saklıyorum. Kelimeler yazıldıklarında sesten daha kalıcı oluyorlar. Belki de bu hayata katmak istediğim şey bu… Kalıcı ama hep iyi işleriyle anılan biri olarak yaşamak… Yeni projelerim var elbette. Hatta yazılmaya başlanmış 3 ayrı proje var ama sanırım İkizler burcu insanı oluşumdan da kaynaklanan bir karmaşıklığım var ki bazen bir sürü elim bir sürü gözüm olsaydı da hepsini aynı yazabilseydim diyorum. Yakında paylaşacağım sizlerle yeni kitaplarımı da…

OKUR YAZAR: Müzik sektöründe basın danışmanlığı da yapmaktasınız ve müzikle olan bağlarınız, projelerinizden bahseder misiniz?

ÇİSEL ONAT: Ben konservatuarı bırakıp Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim alıp okulu bitirdim. Klasik hikâyeler belki ama çocuk yaşlarımda başlayan bir müzik sevdam var. Ailemden genlerle de aktarılmış bir durum bu belki de… Çünkü evimizde hiç müzik eksik olmaz, babam maaşının yarısı ile mutlaka kaset, ses sistemleri, müzik aletleri alırdı. Beraber Org çalardık kaydederdik. Annemin inanılmaz güzel bir sesi vardır. Ben de şarkı söylemeyi çok seviyorum. Yalnızken. : ) Biri şarkı söyle dediğinde kabuğuna kaçan kaplumbağa gibi oluveriyorum. Ben de bu aşkımı işin mutfağında çalışmaya başlayarak tatmin ediyorum. 2005 yılında Aykut Gürel ve Seden Kutlubay’ın firmasında basın danışmanlığı yaparak başladım. Sadık Karan, Seden Gürel, Keremcem, Can Şengün gibi kıymetli isimlerle çalıştım. Ve sonrasında hayatımın en güvenilir, en dürüst, en özellerinden biri olan Sadık Karan ile hiç ayrılmadan devam ediyoruz. 4. albümü YENİ’nin süpervizörüyüm. Basın danışmanlığını yapıyorum. Biz hiç ayrılmadan 10. senemize doğru yaklaşıyoruz. Çok kıymetlidir Sadık. Özel bir adamdır. Sadık Karan’ın ‘Aman’ albümünde ortak bir şarkımız var. Doğum Günü Şarkısı… En son olarak da Murat Boz’un son albümünde ‘Aşkın Suçu Yok’ isimli bir şarkım var. Çalışmalara devam…

OKUR YAZAR: Peki size göre yazmak, yazarlık nedir? Ve ne itmiştir sizi yazmaya? Ne zaman başladınız? Yaşamınızdaki esin kaynağı kim olmuştur?

ÇİSEL ONAT: Yazarlık kelimelere his verme işi… İçinizdeki duvarı bir tek kelimelerin aşabildiği bir iş… Ben hayatım boyunca sürekli okudum ve yazdım. İlk olarak uzun metinler yazmaya ilkokulda başladım ve ilk 1.lik ödülümü de ilkokulda aldım. Yaşamın ta kendisi bir ilham aslında. Sadece görmek ve hissine inebilmek lazım…

OKUR YAZAR: Ya şiir? Kelimelerinizi şiir olarak da bizlerle buluşturduğunu biliyoruz, şiir sizde nasıl bir kayboluş?

ÇİSEL ONAT: Şiir ‘neyse’, ‘peki’, ‘boşver’ gibi altı çokça dolu olan kelimelerin altyazısı aslında. Şiir yazarken çok eğleniyorum aslında. Dizelerin birbirini takiplerini ve beynimdeki hareketi kalbimdekiyle birleştiriyorum. Bir Neruda, bir Nazım Hikmet, bir Cemal Süreya, Murathan Mungan olmak kolay değil…

OKUR YAZAR: Peki yazarlık ve müzik derken aynı zamanda Bilkent çevirmenlik mezunusunuz. Süregelen serüven neler getiriyor size, nelere faydası oldu, oluyor ya da? Nereye varır bu süreç? Planlarınız, hayalleriniz?

ÇİSEL ONAT: Bilkent Üniversitesi Uygulamalı İngilizce Türkçe Çevirmenlik Bölümü mezunuyum. Dil bilmek ve bir de üstüne uzmanlaşmak çok önemli. Gerçekten de bildiğin dillerin kültürlerini de alıyorsun ve zenginleşiyorsun. Bilkent benim için önemli bir süreçti. Zordu. Yine gel deseler gider okurum. Yani öyle baba parasıyla okunur biter denildiği gibi bir okul değil. Şu an aile şirketimizde tüm yukarıdakilerin yanısıra aynı zamanda da ihracat müdürü olarak çalışıyorum.

OKUR YAZAR: Digital medya bir başka tabirle sosyal medya hakkında neler düşünüyorsunuz?

ÇİSEL ONAT: Bunun için bana özel bir tartışma programı yaptırılmalı aslında : ) ama kısaca digital medya bir yanda maneviyatı kuruturken bir yanda da çağın gerekliliklerini filizlendiriyor. Ben doğru ve limitli kullanıldığında çok etkili olabildiğine inanıyorum. Tabii şunu unutmamak lazım; klavyenin ve ekranın arkasına sığınarak komplekslerini insanlara yansıtıp, insan rolü yapmanın da bir anlamı yok. Evet o ekrandaki isimler sizi görmüyor olabilir ama kafanızı yukarı kaldırdığınızda sizi her an gören o gücü unutmadan yaşayın her ne yapıyorsanız yapın… Benim de sosyal medyada halihazırda iki hesabım var. Merak edenler için: Biriwww.facebook.com/ciselonat diğeri dewww.twitter.com/CiselOnat

OKUR YAZAR: Çisel Onat kimleri yetenekli ve başarılı buluyor aynı zamanda sosyal platformlarda?

ÇİSEL ONAT: Twitter üzerinde muhalif ince dokundurmalar yapan bazı arkadaşlar var. İsimleri tek tek aklımda değil ama genellikle duyarlı ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan utanmayan insanları takip ediyorum.

OKUR YAZAR: Twitter günümüzde doğru kullanıldığında çok yararlı kanısına katılıyor musunuz? Sonuçta dünya üzerinde devrimler sosyal medyadan başladı. Ve edebiyatın geleceğinin digital platformlarda olacağını düşünüyor musunuz?

ÇİSEL ONAT: Twitter’ı seviyorum. Anlık her durumun habercisi ve haber alıcısı olabiliyorsunuz ama dediğiniz gibi DOĞRU kullanılırsa… Çünkü yalan haberler, asılsız ölüm haberleri vs. bunlar tehlikeli şeyler. Neden yaparsın ki mesela. İnsanların aileleri bu tür bir habere rastladıklarında neler yaşıyorlar düşünülmüyor. Twitter Facebook’a göre daha samimiyetsiz, egoların daha yüksek olduğu, komplekslerin daha yoğun ortaya konduğu bir ortam. Biz de devrim mevrim olmaz. Bir iş yapıyorsun, güzel kaliteli, doğru düzgün, emek vererek bir şey koyuyorsun ortaya. Paylaşıyorsun. Bir bakıyorsun 10000 küsür takipçinden sadece seni hiç tanımayan 3-5 kişi destekliyor. Yemişsin, içmişsin, dert paylaşmışsın arkadaşlarınla, onların hiçbiri yok. Nedense o ara online olmuyorlar ama aranızda 2 dakika var tweet atıyor gibi gibi Sadık Karan’ın Kalk Gidelim şarkısındaki gibi bir sürü “samimiyetsiz samimiyetler ne gerek varsa şu ömürde” durumu… Yani biz elitiz, asiliz, yok en iyi biziz derken birbirimizin kuyusunu kazarken birileri kolkola her devrimi yaptı. Bizden bir şey olmaz. Edebiyatın digitalleşmesine karşı koyamayacağımı biliyorum ama destekçi değilim. Ben kağıdı kalemi seviyorum. Vazgeçmem zor.

OKUR YAZAR: Bir Pucca örneği var ve arkası geldi. Şimdi herkes blogger, herkes twitter ünlüsü, herkes yazar olma hevesinde?

ÇİSEL ONAT: Bu ülkede başarının yolu halkı iyi tanımaktan geçiyor. Aşk, trajedi, ihanet, seks, futbol ve din… Bu ülkede ele geçiremeyeceği, ilgisini çekemeyeceği çok az insan var bu başlıkların. Bunları bilip ona göre yazarsan okunuyorsun ama ne kadar samimisin ne kadar gerçek ve kalıcısın onu tartışırım. Herkesin her şey olabildiği bir ülkede yaşıyorum ben. Çok tuhaf. Şimdi ben kalkıp futbolcu olabilir miyim, doktor, avukat; hayır. Yazmak, müzik yapmak çok kolay gibi görünüyor bu ülkede çünkü bunlar hobi kategorisine giriyor. Twitter ünlüsü olsan ne olur, üç gün sonra başka bir şey çıkar onun ünlüsü olursun. Yazsın herkes. Yazar olsun. Şarkıcı olsun bir denesin hiçbirinin kolay olmadığını. Zaman elekte kalanları gösteriyor zaten…

OKUR YAZAR: Çisel Onat en çok hangi yazarları okuyor? Hangi tür kitapları okumaktan hoşlanıyor? Kitap seçerken belirli bir tarzınız var mı mesela?

ÇİSEL ONAT: Bugünler de Benazir Bhutto’nun kendi kaleminden hayatını okuyorum. İnanılmaz bir hikaye. Hayatımda okurken ağladığım ilk kitap Khaled Hossein’in Uçurtma Avcısı. Selim İleri’yi çok seviyorum. Can Yücel ve Cemal Süreya, Pablo Neruda vazgeçilmezlerim. Fantastik romanları pek sevmem. Biyografiler çok ilgimi çekiyor. Gerçeğe yakın yazılmış hikayeleri seviyorum.

OKUR YAZAR: Çağdaş Türk Edebiyatı, Türk şiiri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

ÇİSEL ONAT: Ben çok keyif alıyorum okurken de buna fırsat vermiyorlar. Şiir yazıyorsun, toplayıp bir yayınevine gidiyorsun “yok ya şiir satmıyor bu ülkede” diyerek geri çeviriyorlar. Neden satmıyor? Can Yücel, Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Veli daha kıymetli bir sürü şairin ardından gelen genç şairler yok mu yani? Onlarla kapandı mı şiir dönemi. Sen yayınlamazsan, şans tanımazsan nasıl okunsun, nasıl ulaşıp satılsın? Şiir satmazmışmış. Hadi ya. Çok kızgınım bu konuda. : )

OKUR YAZAR: Yazarlık bu ülkede bir kariyer olabilir mi sizce?

ÇİSEL ONAT: İşte bir önceki sorudan sonra iyi oldu bu soru. Olabilir tabii ki, neden olmasın ama zorlu bir süreç. İnsan biriktirmekle alakalı bir durum. Bir de tabii aslında yan kariyer olabilir demeliyim çünkü başka bir geliriniz olmadan sadece yazarlıktan para kazanabilmeniz için yine ya popüler işler yapacaksınız ya da sizi birkaç kişinin önüne hoooop diye alıp koyacak bir ahbabınız olmalı… Anlatabildim mi? : )

OKUR YAZAR: Kendi kitaplarını yayınlatmak isteyenlere tecrübelerinizden yola çıkarak, tavsiyeleriniz?

ÇİSEL ONAT: Kesinlikle üste para vererek çıkartmasınlar kitaplarını. Geri kalan her şeye para harcayabilirler belki ama asla ve asla yayıncıya şu kadar para verip kendi bastırmasın derim. En azından benim için olmaması gereken bir şey bu.

OKUR YAZAR: Başucu saydığınız kitaplar ile en son okuduğunuz kitaplar neler desek?

ÇİSEL ONAT: Biraz evvel de demiştim. Şu sıralar Benazir Bhutto’nun yaşam hikayesini okuyorum. Okunmalı! Bazen iki üç kitabı bir arada okuduğum da oluyor. Öyle bir dönemdeyim bu ara. Bir yandan da çevirmen olduğum için İngilizce kitapları ihmal etmiyorum. Lawrence Durrell’in The Alexandria Quartet’ini okuyorum. Doğumgünümde herkesten bir tek kitap almasını isterim. Bu benim hayatım.

OKUR YAZAR: Hangi tür müzikler dinliyorsunuz? En sevdiğiniz şarkıcılar?

ÇİSEL ONAT: Her şeyi dinlerim kulağım ve ruhumun kabul ettiği yere kadar. Bir yandan da müzik işinin içinde olduğum için buna mecburum da. Sakinleştirici, ruhuma gerçekten iyi gelen, beni düşündüren, ilham veren müzikleri tercih ediyorum. Barbara Streisand ve Phil Collins benim için özel sesler. İlk romanımda da yer alıyorlar. Dire Straits, Oysten Sevaq, Eric Clapton, Al di Meola vazgeçemediklerim çocukluğumdan beri. Zuhal Olcay yorumlarına bayılırım. Ayrıca Sezen Aksu konusundaki deliliğim meşhurdur. Dediğim gibi her şeyi dinliyorum. Ofiste çalışırken www.jazzradio.com açıktır hep. Mesela şu an röportajı cevaplarken Cibelle dinliyorum.

OKUR YAZAR: Soğuk bir akşamda, sıcak bir ev kahveniz ayaklarınızı uzattığınızda tekrar izlemekten bıkmayacağınız filmler?

ÇİSEL ONAT: 2005 Hint-Amerikan ortak yapımı BLACK isimli bir film var. İlk ağladığım filmdir. Aşığıyım. Ayrıca Bridget Jones serisinden asla vazgeçmem. En son Argo’yu izledim. La Rafle diye bir film var. O da müthişti. Yalnız bir şey var ki Hababam Sınıfı, Gırgıriye ve Neşeli Günler benim için bu sorunun en dürüst cevabı olur. Şanslıyım ki o filmlerle büyüdüm : ))

OKUR YAZAR: Çisel Onat aşkı yazan güzel bir kadın! Peki aşkı nasıl tanımlıyor? Aşk diye bir şey var mı? Aşık mı?

ÇİSEL ONAT: Öncelikle teşekkür ederim. Aşkı ben mi güzel yazıyorum okuyanlar mı güzel hissediyorlar bence bu ortak bir eylem… Cüneyt Asi Duru ile beraber yazdığımız “İki Satır Aşk” kitabımızda bir cümlem var aşkın tanımı ile ilgili; “Başına doğrulttuğun silahı bir kereden fazla ateşleyemezsin. Aşk tam da budur!” Aşk altın vuruş gibi… Sonrakiler ilki gibi olmuyor. Hep bir duvar, hep bir güvensizlik, hep bir korunmalıkla seviyorsun. Aşk bir kere oluyor bence, yürüyorsa sevgiye dönüşüyor. Yürümüyorsa bitiyor. Murat Boz’a verdiğim şarkıdaki gibi “Aşkın suçu yok, kalbin yeteneksiz!” Aşk diye bir şey var elbette. Buna ben yok dersem haksızlık ederim ilham perime… Âşık mıyım? Kalbimle beynim arasında bir yerdeyim. (Nasıl ama geçiştirebildim mi soruyu?) : )

OKUR YAZAR: Eh geçiştirdiniz sayalım  Peki, Çisel Onat 10 yıl sonra kendini nerede görüyor desem?

ÇİSEL ONAT: Hala aynı hevesle yazabildiği, yazdıklarının aynı beğeniyle okunabildiği, kitaplarının üzerine kitaplar koyabildiği bir yerde… Ha bir de filmlerdeki gibi merdivenle çıkılan yüksek ahşap raflı kütüphanesinin olduğu bir evde huzurlu bir hayatın içinde görüyorum kendimi… Öyle olmasını diliyorum!

OKUR YAZAR: Sizi takip edenlere söylemek istedikleriniz? Bundan sonraki hedefleriniz?

ÇİSEL ONAT: Çok güzel mesajlar, mailler alıyorum. Kendilerini yazdıklarımda bulduklarını söylüyorlar. Bu benim için en büyük mutluluk. Dokunabiliyorsam ruhlarına ne mutlu bana… Umarım uzun yıllar kelimelerle, sayfalarla ulaşabilirim onlara ve onlar da beni okumaya devam ederler. Daha ne olsun ki…

OKUR YAZAR: Son olarak Okur-Yazar sayfası kültür sanat portalları alanında yepyeni bir heyecan katmak için yola çıkan bir oluşum. Okur-yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

ÇİSEL ONAT: Sayfanızı uzun zamandır takip ediyorum. Çok güzel, hasret kaldığım bir yapısı var. Uzun cümlelerime rağmen şu son satıra kadar sabırla okuyan herkese tüm okurlarınıza ve kıymet verdiğiniz için size de çok teşekkür ederim. Gerçekten yaşanabilecek bir barış ve sanata daha çok değer verilen özgür bir ülkede yaşayabilmeyi diliyorum hep birlikte aramıza tepedekiler girmeden… Okuyarak, öğrenerek ve öğreterek!

OKUR YAZAR: Biz de size çok çok teşekkür ediyoruz Çisel Hanım ve sonsuz başarılar diliyoruz…

Aytuğ Akdoğan: “Bir ‘hasta’ olarak psikologlar için hizmet veriyorum!”

Önce Ali Lidar ile başladık söyleşilerimize. Amacımız bir şekilde hayatımıza giren kalemleri yakından tanımaktı. Genç yaşta bir çok şiir ödülleri sahibi Harun Atak, aykırı kalem Pemra Oğuz, sosyal medyada tanınmış Dilek Erkılınç, Oğuz Bal ve son olarak; son dönemlerin en çok konuşulan ismi Batuhan Dedde ile devam ettik.

Şimdi de henüz 17 yaşındayken yazdığı ‘Ben Hep 17 Yaşındayım’ ile çok konuşulan, sonrasında ‘Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm’ gibi çok satan kitapların yazarı, sosyal medyada onbinlerin takip ettiği, bir çok dergi, televizyon ve radyo programlarında gördüğümüz Aytuğ Akdoğan. Neyse sözü uzattık. Buyrun efendim…

Görsel

Okur Yazar – Aytuğ Akdoğan Söyleşisi

OKUR YAZAR: Aytuğ Akdoğan metinleri birçok insana ulaşıyor ve okurlar kendilerinden bir şeyler buluyorlar. Hayal eder miydiniz yıllar önce böyle bir şeyi? Nasıl gelişti bu süreç ve ‘benim mutlaka insanlara anlatmam gereken bir şeyler var’ diye mi düşündünüz? Bir de son bir senedir kitaplarınızın çok satmaya başlaması sizi neden tedirgin ediyor?

AYTUĞ AKDOĞAN: İnsanın kendi halinde yaptığı bir yolculukta ya da bir gece vakti esriyerek, kendinden geçerek, içinden bambaşka bir ben, sen, o çıkartarak kaleme aldığı metinlerinin birçok insana ulaşması hiçbir zaman yazarı için ‘kötü’ olarak kabul edilemez ve bu tür bir çılgınlık hiçbir zaman öngörülemez. Kitaplarımın çok satmaya başlaması, farklı dillere çevrileceği yerde Türkiye gibi yeterince enformasyon kurbanı olduğumuz bir ülkenin sisteminde e-kitap olarak yayınlanmak istenmesi ya da birçok kişi yerine herkes tarafından okunabileceği ihtimali benim için bir problem, evet, çünkü bu ‘çokluk’ durumu yazarın üretimine ket vurabilir, onu yaratımından tiksindirebilir. Ben ancak şu an olduğu gibi salt belli kesimlerce takip edilip-okunan genç bir yazar olarak hayatıma istediğim gibi devam edebilir ve yaratımlarımla –kendimle– uğraşmayı sürdürebilirim. Yıllarca piyasadan, sistemden, çok satanlardan, hepsinden, her şeyden nefret ettim, sonunda kendimden de tiksinmeye başlamak istemiyorum, anlıyor musunuz?

OKURYAZAR: Evet, gayet net anlıyorum. Peki, 2009’da yayınlanan ilk deneme kitabınız ‘Ben Hep 17 Yaşındayım’ı neden Erdal Eren’e ithaf ettiniz? Ve sonrasında nasıl tepkiler aldınız?

AYTUĞ AKDOĞAN: Hatırlar mısınız? O zamanlar bir Cem Garipoğlu davası vardı. On sekiz yaşından küçük olduğu için çocuk mahkemesine çıkarılmıştı. O günlerde gelmişti aklıma, ben de tam Erdal’ın ibret olması için kemik yaşı büyültülerek idam edildiği yaştaydım… Bu yüzden yazdığım ilk kitabı –ne yazık ki berbat bir kitaptır– onun yaşayamadıklarına ithaf etmek istedim… Yalnız şunu not düşeyim. Ankara’dan Erdal’ın bir öğretmeninden mail almıştım; bana karnesini ve bazı el yazısı metinlerini göndermişti, epey kıymetliydi benim için…

OKURYAZAR: Aytuğ Akdoğan kendini ne olarak tanımlıyor? Aykırı, uçlarda yaşayan bir adam olabilir mi mesela? Kitabınızda, ‘en büyük zevkim iki mezar arasına uzanıp tütün sarmak’ demiştiniz…

AYTUĞ AKDOĞAN: Aytuğ Akdoğan olarak kendimi sıradan bir ölümlü olarak tanımlıyorum!

OKURYAZAR: Size göre yazmak nedir, yazarlık nedir? Ve ne itmiştir Aytuğ Akdoğan’ı yazmaya? Yaşamınızdaki esin kaynağı kim olmuştur mesela..

AYTUĞ AKDOĞAN: Yaşamımdaki esin kaynağı biri ya da bir şey değil, ‘herkes’ ve ‘her şey’dir bana göre. Bütün o kitapları sırf kendimi ‘vaka’ olarak ortaya koyabilmek adına yazdım ve yazıyorum ve yazacağım! Küçükken psikoloji okumak istedim, puanım yetmedi ve sinemaya yöneldim. Şimdi bir ‘hasta’ olarak psikolog ve psikiyatrlar için hizmet veriyorum! Ve hala delirme olasılıklarını ellerinde barındıran harikulade insanlar/okurlar için yazıyorum…

OKURYAZAR: Babanızın yaşadığı olaydan etkilendiniz sanırım ve hala o güvensiz, kalbi kırık adamı hissediyor sizi okuyan; hatta kitapta Kübalı bir şairin sözleri de var:

“Ben o her zaman kızgın ve yalnız olan çocuğum. Eğer yanlışlıkla başımı okşayacak olursanız, bu imkanı sizin cüzdanınızı çalmak için kullanırım.”

AYTUĞ AKDOĞAN: Evet…

OKURYAZAR: Peki… Şunu sorayım; Geniş bir kitle tarafından sosyal medyada takip ediliyorsunuz. On binler takip etmeye devam ediyor sizi. Ya sizin ‘sosyal medya edebiyatı’ hakkındaki düşünceleriniz? Nereye varır bu serüven?

AYTUĞ AKDOĞAN: Bir boka varmaz. Yüz sene sonra hiçbirimiz yokuz. Bizim yerimize başka ibneler, başka kancıklar gelecek. Hepsi bu. Film çekip youtube’a yüklüyoruz, kitap yazıp e-kitap olarak ipad’lere, iphone’lara yüklüyoruz, ‘twit’ atıp ölümsüz olmak istiyoruz, ancak çok değil, on-on beş sene sonra bu internet araçlarının hiçbiri olmayacak; yerini başka platformlar alacak ve yaptığımız her şey yok olup gidecek.

Dinozorlardan hiçbir farkımız yok. Ama kitaplar öyle değil! Krallar ölür, kütüphanemize koyduğumuz kitaplar ölmez; onlar bir Jimi Hendrix plağı gibi –yirmi sene sonra o plakları çalacak aletlerden de bulamayacağız ya– bizimle her yere gelir, çocuklarımıza ya da diğer piç kurularına kalır… Yani şu yaptığımız röportajın suya yazı yazmaktan ne farkı var?

OKURYAZAR: Bilmem ama şu sözü duymuştum :”Yıllar sonra bu profiller ölü insanların günlükleri olarak kalacak.” Belki suya yazı, belki de suya bir taş atma.. Başka şey sorayım. Kendinizi yazmak için şartlandırır mısınız? “Günde şu kadar yazmalıyım” gibi; yoksa fikirleriniz geliştikçe mi yazarsınız? Ya da sürekli kafanızda cümleler uçuşur mu?

AYTUĞ AKDOĞAN: Boş bir sayfa açıp yazmaya çalışmam; önce aklımdakileri ya da cebimdeki notlarda yazanları derler, sonrasında ne yazabileceğime bakarım. Günde iki bin kelimeye çıktığım zamanlar oluyor, ancak ertesi gün yarısını çıkartıyorum. Bunu sorduysanız şayet!

OKURYAZAR: Yeni projeleriniz var mı?

AYTUĞ AKDOĞAN: Önümüzdeki ay yeni kitabım çıkıyor: 130 sayfa civarında bir roman: ‘Ben, hiçbir şey’ isminde…

OKURYAZAR: Peki, şunu sormak istiyorum. Bir çok ülke gezdiniz. Farklı hayatlar gördünüz, tecrübe ettiniz, yazdınız, dile getirdiniz. Onca ülke onca şehir, Aytuğ Akdoğan’ın favorisi kendini ait hissettiği yer var mı ya da?

AYTUĞ AKDOĞAN: İnsan o kadar gezince, “her yere gidebileceğini, ancak hiçbir yere varamayacağını anlıyor” sadece, en çok…

OKURYAZAR: Klasik soru, merak diyelim. Aytuğ Akdoğan, 10 yıl sonra kendini nerede görüyor?

AYTUĞ AKDOĞAN: Araf..!

OKURYAZAR: Gerek facebook, gerek twitter, gerekse tumblr sayfalarımızda size sık sık yer yermekteyiz. Okur Yazar sayfa oluşumu ve takipçilerine söylemek istedikleriniz son olarak?

AYTUĞ AKDOĞAN: Paylaşımlarınız, yazar ve okurlarla interaktif paylaşımlarınız takdire şayan. Bir gün dergi çıkarmak isterseniz, yardımcı olmak isterim.”

OKURYAZAR: Söyleşi için teşekkür eder başarılarınızın devamını dileriz Sayın Akdoğan…

AYTUĞ AKDOĞAN: Eyvallah…

Dilek Erkılınç: “Yazmanın okulu yok, yüreği var”

Okur Yazar her hafta sosyal medyada ve yazdıklarıyla ilgi gören, takip edilen bir isimle yaptığı söyleşilerine bu hafta Kırmızı Bavul adlı şiir kitabıyla tanıdığımız Dilek Erkılınç ile devam ediyor. Hatırı sayılır bir okur tarafından takip edilen, dizelerindeki doğallık ve hüzünle dikkat çeken Dilek Erkılınç’a sorduk, kendisi de samimiyetle cevapladı.

Görsel

Okur Yazar – Dilek Erkılınç söyleşimiz

OKUR YAZAR: Okur Yazar takipçilerine kendinizden bahseder misiniz Sayın Erkılınç?

DİLEK ERKILINÇ: Ben sadece yazma uğraşında olan herhangi biriyim.

OKUR YAZAR: Dilek Erkılınç’ ın hayat felsefesi ve de hayata bakışı ne oldu hayatı boyunca?

DİLEK ERKILINÇ: Canlılık. Yaşıyorsak; göreceğiz, duyacağız, konuşacağız.

OKUR YAZAR: Kitabınızdan bahseder misiniz? Hangi duygularda kaleme aldınız ? Devamı gelecek mi? Bilgi verebilir misiniz bizlere?

DİLEK ERKILINÇ: Kitabımı şiir-metin şeklinde yazdım. Ruhumun ve yansıyanların aynı potada eritildiği bir arşiv oldu benim ve okurlarım için. Devamı için neden olmasın.

OKURYAZAR: Peki Dilek Erkılınç’ın ruhunun derinliklerinden gelen sesler kimler? Yani; “Hayatınızı değiştiren” Etkilendiğiniz şair/yazarlar?

DİLEK ERKILINÇ: Edip Cansever’i, Cemal Süreya, Turgut Uyar gibi geçmişte yaşamış ve günümüzde de çok tanınmış şairleri -ki ne mutlu, severim. Sylvia Plath, Tezer Özlü, Furuğ Ferruhzad, Nilgün Marmara ve Birhan Keskin gibi isimleri de çok okudum. Onlar benim ruhumun aynası gibi ve elbette dünya klasikleri. Tek tek saymaya dahi gerek yok. Her insanın okuması gereken kitaplar. Birçok da Türk romanları okudum.

OKUR YAZAR: Sosyal medya sayesinde sizi tanıyabildik. Sizin, sosyal medya edebiyatı ilgi hakkındaki düşünceleriniz?

OKUR YAZAR: Yazmak deyince?

DİLEK ERKILINÇ: Öncelikle iyi bir okur olduğumu düşünüyorum. Amatör-profesyonel hiç fark etmez. Bir cümlesinin dahi bana dokunması yeter. Tabir-i caizse gün ışığına çıkmamış, tanınmayan o kadar çok iyi kalemler var ki. Bu yüzden yazmanın okulu yok. Yüreği var.

DİLEK ERKILINÇ: Sosyal medya edebiyatı eşittir dizüstü edebiyat. Herkesi katmayayım ama bunu iyi kullananlar ve kötü kullananlar olarak ayırt etmekte fayda var. Bir kesim okuduklarının ya da burada paylaştıklarının hangi kaynaktan alındığını dahi bilmeyecek kadar dışındalar bu işin. Bir kesim ise gerçekten edebiyatı seviyor. Burada gördüğünüz bir ismi herhangi bir edebiyat söyleşisinde görmeniz neredeyse olanaksız. Gördükleriniz ise sadece burayla sınırlı olmadıklarını ortaya koyuyor.

OKUR YAZAR: Yetenekli bulduğunuz, sosyal medyada yazılarını okuduğunuz isimler var mı? 

DİLEK ERKILINÇ: Elbette var. Bir çoğu da bunun bilincinde. Tek tek isim vermek istemiyorum. Zira aralarında unuttuklarım olmasın ya da benim henüz keşfetmediklerim olabilir.

OKUR YAZAR: Size yön veren, başucu saydığınız kitaplar neler ve tabii ki merak ediyoruz en son okuduğunuz kitapları?

DİLEK ERKILINÇ: Bana yön veren genelde dergiler oluyor. Orada birçok büyüğümüz ya da akranımız deneyimlerini paylaşıyor. Edebiyat dergilerini daha sık takip ederim. En son 2. kez John Steinbeck-Fareler ve İnsanlar’ı okudum. Şu sıralarda elimde bir çeviri roman var. Anya Seton’a ait.

OKUR YAZAR: Klasik sorumuz: Dilek Erkılınç 10 yıl sonra kendini nerede görüyor?

DİLEK ERKILINÇ: 10 yıl sonra hayatta olursam, çok mutlu olacağım Tanrım !

OKUR YAZAR: Sizi takip edenlere söylemek istedikleriniz. Bundan sonra neler bulacağız yazılarınızda?

DİLEK ERKILINÇ: Bundan öncekilerden çok farklı bir Dilek olmayacak yazım anlamında. Deneme, şiir şeklinde, bana ait olan kabuğun içinden kırılacağım. Bazen kabuğuma çekileceğim. Böyle sürüp gidecek.

OKUR YAZAR: Son olarak Okur Yazar sayfasını takip edenlere mesajınız?

DİLEK ERKILINÇ: Okur Yazar’a bana verdikleri değer, tek cümleme dahi dokundukları yürekler için teşekkür ederim.

OKUR YAZAR: Biz teşekkür eder, yolunuzun açık olmasını temenni ederiz Sayın Dilek Erkılınç…

12.02.2013

Ali Lidar: “Birilerinin yazdıklarımla ilgilenmesi okuyup paylaşması bile tuhaf!”

Okur Yazar; bugünden itibaren sevdiğiniz, merak ettiğiniz isimler ile yaptığı söyleşileri yayımlamaya başlıyor. İlk söyleşimiz, yazılarını yakından takip ettiğiniz Ali Lidar!

Görsel

Okur Yazar – Ali Lidar Söyleşisi

OKUR YAZAR: Okur Yazar takipçilerine kendinizden, bilmediğimiz Ali Lidar’dan bahseder misiniz?

ALİ LİDAR: Bu soruya bana her sorulduğunda verdiğim cevap paralelinde yanıt vereyim. Kendimi tanıdığımı düşünmüyorum aslına bakarsanız. Anlamadığımdan da adım gibi eminim. Belki de kendimi bildim bileli en çok çaba gösterdiğim şey kendimi anlamaya çalışmak ve görüldüğü gibi çok başarılı olduğum söylenemez.

OKUR YAZAR:Sürekli olarak Ali Lidar’a sorulan soru biliyoruz ama sormak gerek zira okurlarınız ve sayfa takipçilerimiz de bilmek istiyor. Ali Lidar kitap çıkaracak mı?

ALİ LİDAR: Öncelikle kitap yazmak gibi bir isteğim olmadı. Bunun en büyük nedeni üşeniyor olmam. Yazıları tek tek gözden geçirmek eklemek, düzenlemek. Kim uğraşacak diyorum aklıma geldikçe. Ayrıca basılmaya değer şeyler yazdığımdan bile çok emin değilim aslında. Yani ben o kadar kişisel şeyler yazıyorum ki birilerinin bunlarla ilgilenmesi, okuyup paylaşması bile tuhaf geliyor açıkçası…

OKUR YAZAR: Ali Lidar yazılarını sık sık sosyal medya platformlarında görüyoruz. Peki Ali Lidar sosyal medyada edebiyat hakkında neler düşünüyor ve takip ettiği isimler var mı?

ALİ LİDAR: Açıkçası çok yakından takip ettiğimi söyleyemem. Ama özellikle blogları çok önemsiyorum. Yakın bir gelecekte basılı edebiyatla yarışır hale geleceğini düşünüyorum blogların. Takip ettiğim bir kaç isim var elbet. Alper Gencer şiirlerini çok önemsediğim bir şair örneğin.

OKUR YAZAR: Son okuduğunuz kitaplar peki?

ALİ LİDAR: Thomas Bernhard’ın Düzelti’sini ve öncesinde Jean Baudrillard, Kusursuz Cinayet.

OKUR YAZAR: Biz başından itibaren sizin yazılarınızı severek paylaşıyoruz. İnanıyoruz ki, isminiz çok daha iyi yerlere gelecek. Peki, Ali Lidar kendini on yıl sonrasında nerede görmekte?

ALİ LİDAR: Hiçbir fikrim yok inan. Muhtemelen eğer yaşıyor olursam öğretmenlik yapmaya devam ediyor olurum. Yazdıklarımla ilgili olarak soruyorsan bu soruyu onu hiç bilemiyorum. Ne yazıyorsam sıkıntıdan yazıyorum ben zaten. Bakarsın sıkılmayı bırakırım bir gün. O zaman da artık tek satır bile yazmam muhtemelen.

OKUR YAZAR: Ali Lidar edebi ve felsefi yönüyle oldukça dikkat çeken bir isim. Aynı zamanda naif ve arabesk ruhuyla, kaybedenlerin sözcüsü oldu bir bakıma. Peki bundan sonra neler bulacağız yazılarınızda.

ALİ LİDAR: Aslına bakarsan yazmaya dair hiçbir planım yok. Çoğu zaman yazdığım şiir ya da öyküyü bu son yazdığım şey psikolojisi ile yazıyorum. Benim problemim bu galiba. Yazmak için gereken standart bir ciddiyet olmalı ama bende bunun esamesi bile yok maalesef…

OKUR YAZAR: Okur Yazar sayfası kısa süre olmasına rağmen, her daim sizin yazılarınızı sözlerinizi paylaşarak yanınızda oldu. Okur yazar sayfasını takip edenlere son olarak mesajınız?

ALİ LİDAR: Herkese çok teşekkür ediyorum… Okur yazar yöneticilerine yazılarımı paylaşmaya değer buldukları için, takipçilerine de yazılarıma gösterdikleri ilgi için ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Eyvallah…

OKURYAZAR: Bize vakit ayırdığınız için bizde size teşekkür ediyoruz. Yolunuz açık olsun.

15.01.2013